fbpx

7 Mart 2019 tarihinde, İstanbul Reed Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşen “2. Kapı Çalıştayı”nın Sonuç Bildirgesi

  1. GİRİŞ

ORSİAD Gazetesi organizatörlüğünde düzenlenen “2. Kapı Çalıştayı”, 7 Mart 2019 tarihinde İstanbul Reed Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşti. Yurtiçinden ve yurtdışından sektörle ilgili 300 misafirin katılımıyla gerçekleşen çalıştay, sektörün sorunlarını dile getirmede yeni bir bakış açısı kazandırmış, uzman konuşmacılar önderliğinde yapılan çözüm önerilerinin etraflıca tartışılmasını sağladı.

Yıldız Sunta MDF A.Ş. sponsorluğundaki Kapı Çalıştayı’nın moderatörlüğünü Orsiad Gazetesi Yayın Sahibi Fikret Demir’in üstlenirken, her biri sektörün uzmanı olan konuşmacılar şöyle sıralandı:

  • Ağaç İşleme Makine ve Yan Sanayisi İş Adamları Derneği (AİMSAD) Yönetim Kurulu Üyesi, Gürkan NECİPOĞLU
  • Ala Kapı Yönetim Kurulu Başkanı, Ekrem UÇAK
  • İçmimar, Endüstriyel Ürün Tasarımcı, Gelişim Üniversitesi Öğretim Görevlisi, RETA mimarlık LTD ŞTİ Kurucusu, Y. Taner GÜLTEKİN
  • Molaş Entegre Yönetim Kurulu Başkanı, Ahmet MOL
  • Cesadoor Yönetim Kurulu Üyesi, Cengiz MUTLUBEY
  • Positive Çelik Kapı İnş. Hırd. San TİC.SAN. TİC. A.Ş. Dış Ticaret Müdürü, Yönetim Kurulu Üyesi, Samed KILIÇ

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Yıldız Sunta MDF A.Ş. Ürün Müdürü Savaş Serbest, sektörün geliştirilmesi ve güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen çalıştay organizasyonu için teşekkür ettikten sonra Yıldız Sunta MDF’nin başarılı çalışmalarını özetleyen bir sunum gerçekleştirdi. Sn. Serbest şöyle konuştu:

Firmamız rekabetle sürdürülebilir büyüme ile ülke ekonomisine ve topluma üstün değerler sunmayı ve katkıda bulunmayı daimî prensip olarak kabul etmiştir. Firmamız gelişmekte olan ülkemizin toplumsal gelişimine de katkıda bulunmak amacıyla özellikle çevre ve eğitim alanlarında faaliyet gösteren pek çok dernek ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yaparak sosyal sorumluluk bilinci içerisinde pek çok projelere imza atmıştır. İnsanlık değerlerine saygılı sağlıklı ve mutlu bireylerin yetiştirilmesiyle daha yaşanabilir bir ülkenin gelişimine katkıda bulunmak bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Yıldız Sunta MDF’nin başarısı ürün kalitesinin ve çeşitliliğinin arkasında tabii ki bugünlere gelene kadar elde etmiş olduğu tecrübe, ARGE çalışmaları, dünyadaki yenilikleri takip etme ve geliştirme vizyonu yatmaktadır.”

  1. KAPI SEKTÖRÜNÜN GENEL DURUMU

Moderatör Fikret Demir’in 2018 satış rakamlarıyla kapı sektörünün genel değerlendirmesi sorusunu konuşmacılar, hem firmaları hem de Türkiye geneli olarak cevaplandırdılar.

AHMET MOL: “2018 yılında takribi 7 milyon iç oda kapısı üretildi ve satıldı. Bunların 5 milyon kadarı iç piyasaya, 2 milyon kadarı yurt dışına satıldı. Fakat 2019 yılında yaşadığımız bu son 6 aydaki ekonomik kriz sebebiyle, 2019 yılında bu adetimizin bir miktar aşağı ineceğini düşünüyoruz. Bunun için sektör olarak arayışlara girdik. Sektörün duayen üretici ve tedarikçi firmalarından Yıldız Sunta MDF’nin üretmiş olduğu yeni nesil kapı yüzeyleri ile bu krizi bir nebze rahat geçmeyi hedefliyoruz.”

CENGİZ MUTLUBEY: “2018 ile ilgili aslında sektörümüz bu belirtileri bize hissettirmeye başlamıştı. Şu anda yaşadığımız sektör inşaat odaklı hareket ettiğimiz için yani 2017 yılında 2016 yılında zirve noktasındayken sektörde çok hızlı üretim yaptık. Bu üretime dayanarak da ciddi yatırımlar yapıldı. Maalesef 2018 yılında 6. aydan sonra ve şu anda maalesef üretim kapasitelerimiz Ahmet Bey’inde dediği gibi ciddi derecede düşüş yaşadı. Üretimde ortalama olarak %35 bir düşüş yaşandı. 2019 yılı için de, düşündüğümüz yaşadığımız bir sürecin bu yıl devam edeceği ve planlamalarımızı ona göre yapmamız gerektiği naçizane kendi düşüncemizdir. Yönetim kurulumuzdaki arkadaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde; masrafların kontrol altına alınması, daha planlı çalışmalar yapılması konusunda çalışmalarımız olacak. Tabii sektörün bu şekilde olmasına istinaden de durmak yerine yenilikler yapacağız. Bazen krizlerde doğru yatırımlar doğru ARGE çalışmaları yapılırsa, sektörün açıldığı dönemlerde diğer rakip firma arkadaşlarımız yatırımla uğraşırken biz satışa odaklanırız. Bununla alakalı Yıldız Sunta MDF ile birlikte bu beraberliğin içinde olmakla ve onların yapmış olduğu bu gelişimlerden ve ARGE çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.”

EKREM UÇAK:Her çocuk dünyaya geldiğinde 3 kapı ihtiyacıyla dünyaya geliyor. Türkiye’mizin ihtiyacını da göz önüne alırsak 80 milyon nüfuslu ülkemizde bunu 3’le çarptığımızda 240 milyon civarında mevcutta kapı bulunmaktadır. Geçmiş dönemde inşaat sektörü hızlıyken yeni binalara ciddi ürünler sattık. Burada şu anda pazarımız daralmakta. İnsanlarımız bu bütçeleri daraldığından dolayı mevcut daire alamamaktadır. Üretim biraz daha perakende sektörüne yenilemeye gideceğinden dolayı bizler bu sektörde doğru kararlar alabilirsek sektörümüzün daralmasını bu şekilde aşabileceğimiz kanaatindeyim. Eski adetlerimize ulaşamasak da yakın adetlerde de üreteceğimizi tahmin ediyorum. Konya’ya baktığımızda yılda takribi 700 bin civarında iç kapı üretilmektedir. Bunu da biz üretip satabiliyoruz. Yurt dışına açılmaya başladık. Geç kalmış olsak da… Krizler bizi ileriye doğru atılmamız için çözümlere itiyor.”

SAMED KILIÇ:Bizim firmamız ihracat yoğunluklu çalışan bir firma. Birtakım rakamlar vermek isterim. Bizim Kayseri OSB istihbarat dış ticaret birimimizden aldığımız rakamlar çerçevesinde, dünyadaki ülkeler çelik kapı ve iç oda kapısı olmak üzere ortalama 3.5 milyar dolarlık ithalat yapıyor. Biz burada, son 5 yılı baz alarak söylüyorum, yaptığımız ihracatlar gerileme trendinde. Bu rakamları ciddi bir şekilde analiz etmemiz lazım. Çelik kapı ihracatımız 2014 yılında 127 milyon dolar civarındayken bu sene yani 5 yıl sonra 108 milyon civarında bir ihracat yapmışız. Türkiye’de İç odada 2014 yılında rakam 136 milyon dolarken şu anda 68 milyon dolar civarında bir ihracat gerçekleşmiş. İç piyasada sıkışan bir pozisyonda, dışarda var olan bir pazarı çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Özellikle nakit akışının ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Özellikle dış ticaret konusunda firmaların alınan rakamlar çerçevesinde ciddi çalışmalar yapmaları lazım.”

 

Konuşmacılar ayrıca ekonomideki genel durgunluğun kapı sektörüne olan etkilerini de dile getirdiler.

CENGİZ MUTLUBEY:İstanbul merkezli bir fabrika olduğumuz için etkileri ve tepkileri anında hissediyoruz. Sektörle alakalı bazı takip ettiğimiz noktalar vardır. Mesela müteahhit firmalarla devamlı bağlantılı oluruz, bölgedeki belediyelerin imar ve mimar ofisleriyle bağlantılarımız olur. Bundan 1 yıl önce mimari ofisler bunun işaretini vermeye başlamıştı. Yeni proje yok diyorlardı. Müteahhit firmalar yeni projelere girmiyordu. Bunun yanı sıra belediyelerin imar birimlerine sadık arkadaşları gönderiyorduk. Evet hazırlık yaptık, imalatlarımızı ve giderlerimizi kontrollü bir şekilde arza ve talebe göre hareket edecek şekilde planlamaya başladık. Döviz borçlanmasına sıcak bakmadık girmiyoruz. Uzun vadeli yatırımlarımızı planlamalarımızı biraz daha kenara koyduk.”

AHMET MOL: “Bu konuyla ilgili söz almak isterim. Şimdi şöyle bir durum var. Bekliyor muydunuz diye sordunuz ya. Bizim sektör için sürpriz olmadı tabii ki. Bana göre örneğin birisi kalkıp bana bundan 10 yıl önce dese ki, ‘sen senede 300.000 ve üzerinde kapı üreteceksin bunu da tüketiciye satacaksın’, dalga mı geçiyorsun derdim. Çok ciddi hızla üreticiler büyüdü. Bana göre bu kriz 2015-2016 yılında bekleniyordu 2018 yılında oldu. Yani bu kriz çok sürpriz bir kriz değil. Bizim üreticilerin hatası şurada. Biz bu işin hep böyle gideceğini iç piyasada böyle bir talebin olacağını düşünerek yurt dışına ya da başka pazarlara kendimizi adapte edemedik. Yani nasıl olsa iç piyasada çok iyi satıyoruz diyerek dış pazara gereken önemi vermedik. Bu krize rağmen Yıldız Sunta MDF ile beraber çok güzel bir satış deposu açtık. Sanayicinin beklemeye veya uyumaya geçtiği zaman sanayicinin bittiği zamandır. Bizim krizden daha nasıl büyüyerek sağlamlaşarak çıkmamız lazım bunun hesabını yapmamız lazım. Gazi Mustafa Kemal’in söylediği gibi istikbal göklerdedir. Biz de üreticiler için bizim istikbalimiz yurt dışındadır diyorum. Biz burada üreteceğiz yurt dışında satacağız markalaşacağız başka alternatifi yok.”

EKREM UÇAK:Bilirsiniz bir bisiklet hikayesi vardır. Bisikleti ayakta tutabilmek için pedala basmamız gerekiyor. Bu kriz döneminden de çok ciddi borcu olan firmalar etkileniyor. İkinci etkilenecek firmalar da bisikletin pedalına basmayan firmalar. Buna göre bisiklet nasıl düşecekse çalışmasını ona göre küçülten hızını azaltan doğru kararlar alarak ilerlememiz gerekiyor. Denize bir taş atarsınız halkalar yayar. Ülkemiz için önce İstanbul’dan başlar bu Anadolu’ya doğru sirayet eder. Bu dalgaların bize çok kısa zamanda geldi uzun sürmedi. Zaten her şey anlık gelişiyor teknoloji çağında yaşıyoruz her şeyden hemen haberimiz oluyor. Burada önemli olan her problem çözümüyle birlikte gelir marifet onu görebilmektedir. Bizim ülkemizde şöyle bir sıkıntı var, insanlarımız genelde hırsla azmi karıştırır. Biz de hırslı değil azimli olacağız. Azimli olarak bazı şeylerin önüne geçebiliriz. Burada bizim yapmamız gereken şeyler, doğru ihracat kanalları bularak ve birbirimizle hareket ederek gerekirse dernekleşerek. Gerekirse üretim yetmediği noktalarda için destek alarak. Birlikte hareket edebilirsek bu krizi daha çabuk aşmış oluruz. Her şeyi devletten beklememiz gerekir. Devlet yurt dışındaki fuarlara destek veriyor ayrıca konteyner bazlı ve nakliye bedeline yönelik destekler veriyor. Bu destekler yetmiyor olabilir ama bizler de fedakârlık yaparak kendimizden taviz vererek bu krizleri fırsata çevirip eksiklerimiz varsa bu dönem içinde hazırlayıp kriz çıktığında daha hızlı hareket edebilmeliyiz Bunun için de alt yapımızı personelimizi motive edip bu süreçten hızlı bir şekilde çıkmamız lazım. ‘Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak da başarıyı getirir’ ilkesiyle hareket edersek bu krizlerden başarıyla aşarız.”

 

SAMET KILIÇ: Ahmet Bey’in ve Cengiz Bey’in bahsettiği konuları kendi aramızda konuştuğumuzda şöyle bir ortak noktada buluşuyoruz. Ülkenin ticari ana damarının inşaat olduğu sektörler her zaman iflas etmiştir. Bu tüm toplumlarda böyle olmuştur. Betona yatırım yapan toplumlar her zaman sıkıntı yaşamıştır. Bizim makine üretebilen beyinlere, insana yatırım yapmamız lazım. Kayseri‘de OSB’nin kurmuş olduğu çelik kapıcılar içinde kümelenme projesi var. Biz ortak pazar arayışı yapıyoruz belli başlı firmalarla. Ortak satın alma heyetleri düzenliyoruz. Ortak müşteri getirip firmaları gezdirebiliyoruz. Bunu da bir üst elin organize etmesi gerekiyor. Biz buna bireysel olarak hevesli olsak da bir kontrol mekanizması olması ve bütçe ayrılması gerekiyor. Bizim kümelenme projemizde ekonomi bakanlığı bize 3 milyon dolarlık bütçe veriyor. Yine OSB’de kurulan bir tasarım merkezimiz var. Burada gidip yeni ürünlerle alakalı tasarım çalışması yapabiliyoruz. Gerek çelik kapı ya da iç oda kapısı imalatı yapan mobilya imalatı yapan firmalar olarak. Bu merkezin içinde yaklaşık 5-6 mimar olup alt birimler dahilinde gidip yeni kataloglarımızda bu arkadaşlarımızla çalışmalar yapıyoruz. Eledikten sonra da yeni kataloglarımızda bunları sergiliyoruz. Biz çok faydasını gördük. Bu merkezlerden fayda gördük ve dediğimiz gibi firmalarda katma değerler düşük olduğu için kendi bünyelerinde bu tür birimler maliyet olarak görülüyor.”

  1. AĞAÇ İŞLEME MAKİNELERİNİN GENEL DEĞERLENDİRMESİ

Ağaç İşleme Makine ve Yan Sanayisi İş Adamları Derneği (AİMSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Gürkan NECİPOĞLU, ağaç işleme makinelerindeki genel durumu değerlendirirken umutlu konuştu.

Kapı makineleri diyoruz ama rakamsal olarak kapı makinelerini tek başına ele almamız bizim istatistik sistemimiz dolayısıyla pek te mümkün değil. Neden derseniz, bunun iki sebebi var.

Birincisi imal edilen kapı türleri (masif, panel, pvc vb.) çok değişken olabileceğinden ve her bir kapı türünün imali için kullanılan makine tipleri de çok değişken olabileceğinden aslında kapı makineleri diye bir makine grubunu özelde ayırabilmemiz mümkün değil.

Elbette bu makinalar içinde kapıya özel makine yok mu? Var, örnek vereceksek, hidrolik presleri ele alabiliriz. Burada ikinci sıkıntı ortaya çıkıyor. İstatistiksel değerleri gümrük tarifi istatistik pozisyonu (GTİP) olarak bilinen, bütün Avrupa’da standart numaralarından oluşan bir sistemden alıyoruz. Burada bir sektör ana başlığı ve altında alt başlıklar vardır. Ağaç işleme makineleri için GTİP kodu         ‘8465’tir. Maalesef bu kodun altında hidrolik preslerin ayrı bir alt başlığı yoktur. Dolayısıyla kapı imal sanayi için en özel makineyi hidrolik pres olarak düşünsek de hidrolik presin değil kapı imali sanayi, genel ağaç işleme makinelerinin altındaki değerine dahi ulaşamıyoruz.

Bu nedenle birazdan vereceğim rakamları kapı imalatı özelinde değil Türkiye ağaç işleme makineleri geneli üzerinden dikkate alırsanız daha doğru bir bilgilendirme olacaktır.

Rakamları size 2 fazda vermek istiyorum;

2000-2009

İlk on senelik fazda, 2009 senesi sonuna kadar ağaç işleme makineleri imalatçıları olarak bizler toplam 370 milyon dolarlık makine ihracatı gerçekleştirmişiz. Buna karşılık 900 milyon dolarlık makine ithalatı gerçekleşmiş. İhracatın ithalatı karşılama oranı %41 olmuş. Yani ithal edilen her 100 makineye karşılık yerli olarak imal ettiğimiz ancak 40 makine ihraç etmişiz.

2010-2018

İkinci fazda ise toplam ihracatımız 730 milyon dolara çıkmış. İhracatımızı kabaca %100 artırmışız. İthalat ise 990 milyon dolara çıkmış ve sadece %10 artmış. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise %74’e yükselmiş. Yani sektör 100 ithalatın karşılığında 40 ihracat yaparken, 74 ihracat yapar hale gelmiş. İhracatın ithalatı karşılama oranını %80 oranında artırmışız. Yani arı gibi çalışmışız.

İhracatın ithalatı karşılama oranını son 4 senenin özeline indirirsek rakamlar daha çarpıcı.

2014 yılında %55,   2015 yılında %67, 2016 yılında %95, 2017 yılında %124, 2018 yılında ise % 167. Yani 2018 yılında, ağaç işleme makinecileri olarak 100 ithalata karşılık bizzat imal ettiğimiz 167 makineyi ihraç eder hale gelmişiz.

Bu bence bir başarıdır.

Bu başarı tek başına sağladığımız bir başarı elbette değildir. Çünkü hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan şey de yok olmaz. Bizim de itici güçlerimiz var. O da siz değerli sektör paydaşlarımızın yerli makineye duyduğu güven ve yerli imalatçılar olarak bizlere yarattığınız taleptir. Bu doğrultuda biz de ARGE yatırımlarımızla, Avrupa ve dünyadaki teknolojik gelişmeleri üretimlerimize uygulamakta başarılı olmaya ve sizlerin taleplerine cevap vermeye çalışıyoruz. İnşallah hep beraber daha güzel yerlere geleceğiz.

  1. KAPI SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI

Konuşmacılar kapı sektörünün organize olamaması ve ekonomik kriz gibi sebeplerle yaşanan güncel sorunları dile getirdiler.

AHMET MOL:Kapı sektörü organize değil. Benim fabrikam Kastamonu Tosya ilçesinde. 1500 tane ufak veya büyük üretici var Tosya’da. Yaklaşık da Tosya bölgesi 3-4 milyon aralığında kapı üreten bir ilçe. Bu da demektir ki Türkiye pazarının %40-45 arasını Tosya ilçesi üretiyor. Biz 2012 yılında Tosya’da KAPIDER’i kurduk. Türkiye Kapı Üreticileri Derneği ve dedik ki beraber hareket edelim fiyat politikamız beraber olsun. Tasarımlarımız için teşvik alabilmenin bir yolu olur dedik. Fuarlara katılırken devlet desteğiyle daha rahat hareket edebiliriz diye düşündük. 2 defa da fuar yaptık. Ama belki bizim hatamız belki de Türkiye’deki üreticilerden gerekli üyeyi elde edemedik. Tosya ve İstanbul’dan birkaç üreticide kaldık. En son Dubai’de bir fuar yaptık. Birliğimizi gerçekten tam anlamıyla canlı tutabilirsek her şey çok daha kolay olacak. Çünkü sorunlarımız var. Bizim sektörün ciddi sorunları var. Çünkü yetişmiş eleman bulmak çok zor. Herkes kendi elemanını kendi yetiştirmek mecburiyetinde kalıyor. Bu dernek aracılığıyla bütün yurt dışındaki fuarlara isteyen grup ya da tek tek olarak da firmalar katılabilsin diye   düşünmüştük. Mesela Dubai fuarımız için devletten gerekli desteğimizi hızlı bir şekilde alabilmiştik.”

 

CENGİZ MUTLUBEY:Meslekte 3. Kuşağız. Neden organize değiliz? Çünkü; alaylı bir tabandan geliyoruz. İmalatçı bir ruhla geliyoruz. Bu ruh bizi öyle bir noktaya getiriyor ki bir makine sevdasıyla başlıyoruz. İşlerimiz biraz iyi olunca makine almaya başlıyoruz. İşin rüzgarıyla beraber ciddi bir şekilde büyüme kazanıyoruz. Fakat sektörde daralma olduğu zamanda ciddi sorunlar yaşıyoruz ve yaşayan arkadaşlarımız var. Bir çoğumuz da mevcudu korumak için ciddi emekler veriyoruz. Organize olmak için ne yapmalıyız? Taner hocam gibi akademisyen hocalarımızdan büyüklerimizden destek almalıyız. Şirketlerimizin bünyesinde gerçekten kurumsallaşacak vizyonda ekipler çalıştırmalıyız. Tasarımla alakalı olarak da bizim sektör arz talep meselesiyle hareket eder. Size bir numune gelir katalog gelir siz onu önce yapmaya çalışırsınız belli bir noktadan sonra da kendiniz üretime geçersiniz.”

 

GÜRKAN NECİPOĞLU:

Devlete gelmeden önce genel konu başlıklarına da değinerek konuşmama başlamak isterim. Şahsım adına söylemek isterim ki öncelikle yaşanan sürecin durgunluk değil, net bir kriz olduğunu kabul etmeliyiz. Bir insanın önce hasta olduğunu kabul etmesi gerekir ki tedaviye başlasın. Sonra motive olması gerekir ki tedaviye devam etsin ve neticelendirsin. Ama bütün bu süreçte önce doktorun dürüst olması gerekir ki hastaya sen hastasın desin. Yaşanan süreçte, şüphelerimize rağmen bize hasta olmadığımız söylendiği için teşhisi geç koyduk ve bu nedenle de sonuçlarını bu kadar ağır yaşıyoruz. Şimdi biraz genelden bahsedelim, sonra bu konuya geri döneceğiz. Kriz ya da durgunluk, olsun ya da olmasın; her durumda bir ekonominin ayakta durması ihracatı artırmadan mümkün değildir. Bunun için bizlerin 81 il bir olup 82nci vilayete açılmamız gerekir ki bu da Türkiye sınırları dışındaki tüm satıhtır. Yani ekonomik manada ihracattır. İhracat için en temel gereksinim rakip ürünlerin en az muadillerine sahip olma imkanımızdır. Ürünlerimizi rakiplerimizden daha iyi yere getirirsek te rekabette onlara karşı üstün oluruz. Bunun temeli de her şeyden önce eğitimdir. Beyin somut manada her insanda var. Ancak bu beyinleri eğittiğimiz sürece ortaya çıkartacakları bizlere katkı sağlayacaktır. Demek ki bizim Türkiye olarak her şeyden önce eğitilmiş beyinlere yatırım yapmamız gerekiyor ki bu beyinlerin yaratacakları ile üretim olsun ve rekabet ortamına girebilelim. Dernekçi kimliğim ile söylüyorum; Y.K üyeliğini yaptığım AİMSAD olarak Türkiye’nin sayılı endüstri meslek liselerinden biriyle protokol imzalamak üzereyiz. Bu meslek lisesinin atölyesini kenara çekip tamamen son teknoloji ve yerli ürünlerle aktif bir atölye haline getireceğiz. Sonra bu atölyedeki hocaları eğiteceğiz ki öğrencilerini de iyi yetiştirsinler. Sadece mezun öğrencilerle kalmayıp, üretici firmalara da gideceğiz. Herhangi bir makine operatörü yetkin değilse bize gönder yetiştirelim diyeceğiz. Yani sektörde fiilen çalışıp aslında yetişmemiş personelin de yetiştirilmesine katkı sağlayacağız. Bu bizim projemiz.

Özetle; eğitime yatırım yaptık, bunun sonucunda gelişmiş beyinlerimiz oldu, bu beyinlerin argesiyle ürettik, iyi malımız oldu, yurt dışına açıldık. Peki para kazanabiliyor muyuz?

Bu noktada devletimiz bize karlı ihracat imkânı sunmalı. Karın azaldığı yerde artan ihracat realitede ne kadar iyidir..? Bence yanlış bir kur politikası uygulanıyor. Serbest piyasa ekonomilerinde kur politikası şudur: Eğer kur kontrol dışı yükseliyorsa ivmeyi azaltana kadar eldeki çeşitli argümanlarla önce bu ivme azaltılmaya çalışılır. Kur maksimum noktaya geldiğinde de kur devalüe edilir ve orada sabitlenir. Yine bir acı olur ama belli bir süre içerisinde ekonomi optimum noktada terazi dengesini bulur ve iş akışı devam eder.

İmalatçı belirsiz bir ortamda, yüksek kur karşılığı hammadde almaya mecbur kalırsa ve aldığı hammaddeyi son ürüne çevirip katma değer yaratmak suretiyle ihraç edeceğini düşünürken ihraç ettiği o ürünün ödemesini bugün düşük kurdan tahsil ederse; hani, kar nerede..? Bu durumda kar olmaz aksine zarar çıkar. Bu sorunu çözmediğimiz sürece ekonomi de olmaz. Çünkü serbest piyasa ekonomisi karlılık üzerine kurulmuştur.


EKREM UÇAK:
Bizler devletten sadece şefkatli el bekliyoruz. Bizimle makineci nasıl bize makine satmaya gelip ziyaret eder bazı şeyleri paylaşır. Maliye de sadece vergi almak yerine bizim sorunlarımızı dinleyemeye de gelmeli. Bunun dışında her şeyi de devletten beklemek yanlış olur. İhracatı artırmak gerekir bunun için de sektörün dünyadaki taleplerini karşılıklarını bulmak gerekir. Önüme gelen ihtiyaçlar yangına dayanıklı kapı ve katma değer üretecek ürünler olmuştur. Bizler biraz daha yangına dayanıklı kapı üretimi üzerine çalışmamız lazım diye düşünüyorum bu konuda fazla firma yok. Biz de buradaki açığı görerek yatırımlarımızı bu yönde yaparak ülkemize döviz girdisi sağlamaya çalışıyoruz.

  1. İÇ MİMARİ VE TASARIM AÇISINDAN KAPI SEKTÖRÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ  Taner GÜLTEKİN, iç mimari ve tasarım açısından kapının durum değerlendirmesini yapmadan önce kapının tarihinden bahsetti.

“Öncelikle bir konuya değineyim akademisyen olarak. Kapı nedir, hangi tarihten itibaren ihtiyaç doğmuştur, günümüzdeki beklentileri nelerdir? Yaklaşık 5000 yıl öncesine kadar yapılmış olan araştırmalarda tarihteki ilk bilinen Mısırlıların resmettiği kapı vardır ki o dönem insanı bunu ölüm sonrasına açılan bir kapı olarak nitelendirmişlerdir. Arkeologların İsviçre’de bulmuş oldukları kapı ise, gündelik yaşamın bir parçasıydı. Kapılar kullanıldıkları mekanlara ve yerlere gizlilik ve güvenlik sağlamak amacıyla kullanımlarının yanı sıra yapılara girmeye, alanları birbirinden bölmeye ve kazanmaya yarayan önemli bir unsurdur. Bu unsurla beraber antik çağlarda çokça kullanılan kapılar bildiğiniz gibi taştan yapılan kapılardır. Bu kapılar MS 1.yy’da Roma’da bronz kapılar olarak kendisini bulmuş ve ondan sonraki zaman içerisinde de orta çağda kent savunmasına yönelik ihtişamlı kapılar yapılarak çeşitli dirençlerini ve işlevlerini yerine getirmiştir.

Fransa ve Almanya’da yapılan kapıyla ilgili çalışmalar varken Osmanlılar için de kapı büyük önem taşımaktaydı. Hatta kapı ve tokmaklarıyla ilgili Osmanlı insanının sosyal hayatı ve hayata bakışı hakkında önemli bir kültür simgesi olarak kullanılmaktaydı. Bu anlamda kapılardaki işlemeler yanı sıra kapının ince ve bir anlamda da dekoratif unsur olması oradaki mekân sahibine bir statü olarak anlaşılmaktaydı. Ayrıca hepimizin bildiği gibi birçok sanatçıya da tasarım ve yaratıcılık imkânı sunan kapı tokmakları da bulunmaktaydı. Kapı tokmakları kalın ve ince sesli olarak yapılmış olup, kapıyı vuran kişinin eğer inceyse bir kadın olduğu, kalın, tok bir ses çıkarıyorsa da erkek olduğu veya bir tehlike olduğu anlaşılıyordu. Ona göre hareket ediyorlardı. Bu gidişten itibaren kapı kültürünün Osmanlı da ne kadar Türk de Avrupa standartlarına gelene kadar neler geçirdiğine göz attıktan sonra. Biz mesleğin içerisinde olan kişiler olarak tabii ki çok farklı kapılar yapmak ve o kapılarla ilgili o mekanı bahsettiğim gibi ekstra bir yüceltmek etki altına almak amaçlı tasarımlar yapmayı tercih ediyoruz. Bunları yaparken o mekanla alakalı olarak tasarım öğesini kullanmaktayız. Savaş Bey’in sunmuş olduğu kapı dizaynlarına baktığımızda büyük çoğunluğunun bizim tasarladığımız dekorlar ve dizaynlar olduğunu görerek gerçekten gurur duyduğumuzu belirtmek isterim. Ayrıca sizlerin bizlere verdiği her zamanki desteğine bir kere daha teşekkür ederim.

Bizim tasarımcı olarak yaptığımız mekanlardaki şeyler tabii ki kreatif bir çalışmayı gerektirmekte. Ama bir iç mimar daima bir burjuva sınıfına hizmet eden bir ekstra orijinal kapılar yapan bir meslek grubu değildir. Aynı zamanda bu meslek grubu sosyal içerikli mekanlarda sosyal mekanların da kapılarını yapmaktadır. Bütün bunları tasarlarken sosyal mekanlar içerisinde okullar hastaneler, kreşler yurtlar ve benzeri yerlerde olmazsa olmaz olarak ölçü ve kalibre konusuna dikkat edilmektedir. Birçok üretici ve firma sahibinin de bildiği gibi Neufert diye bildiğimiz insan mekân ve eşyanın içerisinde yer aldığı ölçülendirme üzerine bir başucu kitabımız vardır. Burada insanın hangi mekânı ne tarz kullanacaksa boyuyla eniyle fonksiyonuyla kaç kişinin gireceğiyle nitelendirerek o kapılarla bir fonksiyon içerik oluşturmak mümkündür. Kapılar iç mimar arkadaşlarımızın daime şaşalı yapmak zorunda olduğu şeyler değildir. Benim öğrencilerim de burada olduğu için ayrıca belirtmek isterim ki tasarımlarınızda hiçbir zaman ne kadar süslü abartılı olursa o iş çok iyi not alır diye düşünmeyin. Çünkü proje kendi içerisindeki mekân algısıyla beraber kapıya bir anlam katmaktadır.

Piyasada nereye odaklandıysak oraya özgü kapı üretmek lazım. Rastgele kapı üretmek öz veriyle çalışmanın ötesinde bir şey değildir. Şimdi arz talep meselesi var. Bu yapılan tasarımlarda hedeflenen kitle beklentileri nelerdir. Bunları iyi araştırıp tespit etmek gerekiyor. Bunları değerlendirmek için oturduğumuz yerde bekleyerek benzer birtakım yerlerde ben çok çalışıyorum çok çaba gösteriyorum diyerek durduğumuz yerlerde efor kaybetmenin bir manası yok. Bunun için benzer gruplarla birlikte çalışmamız lazım. Bizim sektörümüzde de bu işi yapanlar ve mezunlarımız var. Bu arkadaşlarımıza istihdam yaratın okul hayatından itibaren destek olun. Okulu 3. bitirdiğimde 82’de beni Ankara’daki Orsan mobilyadan Eyüp bey çağırdı Ankara’ya davet etti. Tasarımın en popüler olduğu yer İstanbul’du. Ankara’daki yer standart bir mobilya kapı üreten bir yerdi. Teknik lisedeki okullardan mezun olan arkadaşlarımızın tasarımlarıyla ben ayrı bir grup oluşturdum. İstanbul’dan arkadaşlarımızı getirerek dizayn ofisi şimdi ARGE dediğimiz ofisi kurduk. Fabrikanın çalışmasına engel olmayacak şekilde paylaşarak oralarda üretimleri destekleyerek çalıştık. Ankara’daki iç mimar algısını, oluşumunu biraz şekillendirdim diyebilirim. Yani ARGE’den korkmayın daha önce atılmış olan bir taş ürküttüğünüz kurbağaya değecektir. Mutlaka geri dönüşü olacaktır. Renk, sadece dizayn değil olayın iç yapısı, içeride kullanılan malzemesi, bunların içerisindeki ekolojik özelliklerine dikkat edildiğinde Avrupa piyasaları sizlere açılacaktır. Bunları yaşam tecrübeme ve mesleki dergilere bakarak söylüyorum. İşler zor ama kapıya kilit vurmak için erken diye düşünüyorum.”

Sektörün tasarımcılarla birlikte çalışma noktasında söz alan AHMET MOL, tasarımın sektördeki markalaşmanın şartı olduğunu ve AR-GE çalışmalarına yeterince önem verilmediğini dile getirdi.

“Bizim bütün üreticiler genel olarak olarak eksiğimiz şu ki, ARGE çalışmalarına çok fazla önem vermiyoruz. Tasarım bölümlerimiz mühendis mimar arkadaşlarımızla çalışarak çünkü tasarım demek fikir özgürlüğü demek bunları yaparak işimizi dünya üzerinde markalaştırarak geliştirmemiz lazım. Eğer tasarım olmazsa marka da olmaz marka olmazsa da üretici ürününü satamaz, katma değerini satamaz. O yüzden tasarım bizim sektörün vazgeçilmez bölümüdür.

Örnek vermek gerekirse Yıldız Sunta MDF yeni nesil kapı sunumları için çalışmalarının geçmişi sadece benim bildiğim 3 yıla dayanır… Öncesinde mutlaka alt yapısı vardır. Bunu yaparken binlerce kapı yaptık presleme yaptık. Kendi tesislerimizde bu üretimle ilgili denemeler yaptık binlerce. 3 yılda ciddi anlamda maddi manevi birçok olayla karşılaştık Tasarım pahalı bir iş. Bizim kapı sektörümüzle gerçekten katma değeri düşük seviyede olan bir sektör yani karlılık az. Kar edemezseniz yetişmiş profesyonel insanları barındırmakta zorlanıyorsunuz. Bende 1 tane tasarımcı var halbuki 10 tane olması lazım. Kapı sektörü de her gün gelişen değişen ihtiyaca göre modelin genişlediği bir sektör. Bu yıl beyaz tasarımlar konuşuluyor. Bir dahaki sene koyu renkler konuşulacak. Bizim rahat üretebileceğimiz ve dünyayla gerçekten rekabet edebileceğimiz ucuz üretilebilin ucuz satılabilen ama kaliteden ödün verilmeden kapılar üretmemiz lazım. Bizim sektörün istikbalinin yurt içinde olduğunu düşünmüyorum. %80-85 iç piyasa mal satan biri olarak bunun üzerine Molaş Entegre’de 2 yıldan beri yurt dışında nasıl depolarını açar nasıl orada halka talebe göre nasıl hizmet verir onun hesabını yapıyoruz. Eğer sektörün adetli üreticilere hedefini yurt dışına doğru kaydırırsa diğer sektördeki ufak aktörler kapı sektörünü daha çok geliştirecek. Ben yurt dışına kapı satamadığım zaman ki neticede yılda 300.000 adet kapı üreten bir firmayım, iç piyasaya yüklenirim o zaman da karımdan fedakarlık etmiş oluyorum. Alt üretici benle rekabet etmekte zorlanacak. Ben üretimimin %50 sini yurt dışına satabilirsem, dünyadaki istekleri talepleri de takip ederek yeni tasarımlar yapabiliriz.”

  1. BEKLENTİLER VE SORUNLARA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Konuşmacılar 2019 yılı için beklentilerini dile getirirken, mevcut sorunların ne şekilde aşılabileceğine dair de önerilerde bulundular.

AHMET MOL:Tabii ki devletten beklentilerimiz çok yüksek. Bu krizi aşabilmemiz için bizim iç piyasa dışında yurt dışına açılmamız üretimimizin en az %50 olması lazım. Ne kadar çoğaltabilirsek yurt dışına ihracat yapmamız şart. Başka türlü ne bu ekonomik krizi aşabiliriz ne de üreticileri memnun edebiliriz. O yüzden kapı sektöründe diğer sektörlerde olduğu gibi her gün değişim. Değişik tasarımlar gelişimler yapılmak mecburiyetinde.

Öte yandan ihracatçının kur dengesinde korunması ihracatın vazgeçilmez bir donesi. Ben de son 3 aydaki ihracattan bu nedenden dolayı para kazanamadım.

Ben asıl şuna değinmek istiyorum. Bağlı olduğumuz ticaret odaları var. Şimdiye kadar birçok kriz gördük, tecrübeliyiz. Biz tedbirimizi çok hızlı alabiliriz. Ben gençlere üzülüyorum. Hiçbir ticaret odasından bana gelip de ki aidat alıyor benden cirom üzerinden. Bir tane yurt dışından kapı isteyen var gel de derdini anlat diyen olmadı. İhracatımızın alt yapısın bu odaların ticaret odalarının desteklemesi lazım yoksa şimdi devlete bakıyorum hakikaten depo açarsan, yetişmiş eleman konusunda, fuarlar gibi kalemlerin desteğini veriyor. Beni aracılara teşvik etmeden elindeki bilgilerle kendisinin bana gelmesi lazım. Şu imkanlardan seni faydalandıralım demesi lazım.

 Burada Taner hocama da katılarak şunu söylemek isterim. Bütün sektörlerin kurtuluşu markadan iyi tasarımdan geçiyor. Ancak bu şekilde dünyaya daha fazla açılabiliriz.

 2019 yılında %30’luk bir daralma olacaktır. 2020 yılından sonra tekrar eski günlerine döneceğini düşünüyorum.”

GÜRKAN NECİPOĞLU: “İndirecek bir güç varsa, indirmeye yönelik sürdürülebilir şeyleri de göstererek toplumu ikna etmek gerekir. İş bu ikna mekanizması doğru işlemezse ekonomi söze bakmaz çünkü neticede olan cepte kalacak kara olur. Demek ki Türkiye’deki sanayicinin büyük çoğunluğu bu güveni alamamış ki ihracatı kaçırmayayım diye yüksek kurdan hammadde alımına devam etmiş.

 

CENGİZ MUTLUBEY:Önce kendimizi firmamızı tanımamız lazım ne yaptığımızı bilmemiz lazım. Yurt dışı kesinlikle şu kriz ortamında gözlemlediğimiz bir konu. %35- 40 olarak oranı düşünüyoruz. Coğrafi konum olarak da ekonomik olarak da değişken bir yerdeyiz. Kesinlikle Ahmet Bey’inde dediği gibi markalaşmak lazım, Hocamın dediği gibi AR-GE yapmak lazım.”

SAMET KILIÇ:2018 baz alarak konuşursam iç kapı ve çelik kapı sektöründe 7 milyar dolarlık bir pazar var. Ve biz bunun %5’lik kısmına hitap ediyoruz. Biz şuna inanıyoruz daha fazlasını yapabiliriz. Bu potansiyelimiz var. Gerekli dokunuşlarla devlet açısından bu oranı nasıl yukarıya çekebiliriz bunun üzerinde durmalıyız.”

Y.TANER GÜLTEKİN:Sektörün içinde olan yöneticiler olarak bizlere yöneltilen ithafları gururla alıyorum. Bizler tüm üretim sektöründe olduğu gibi insan odaklı çalışıyoruz. Bunun için de giderler masraflar iş kaliteleri benzeri birtakım şeyler de insan odaklı olmak zorunda. İnsanın hata yapabilme riskini şirketler maximum derecede üstlendiği için giderlerini de ödediği için biraz daha modernizasyona geçilmesinde ekstra fayda var. Bahsettiğimiz ülkelerin içerisinde oralardaki üretimler size ürettirmeyi yeğliyorlar. Sizin işçiliğinizi satın alıyorlar. Güzel bir çalıştaydı. Kendi adıma teşekkür ederim. Biz paydaşlar anlamında herkese açığız. Anlaştığımız protokol eğer imzalanırsa sonuna kadar sahiplenmekte fayda var.”

Son olarak söz alan SAVAŞ SERBEST Yıldız Sunta MDF ailesi olarak, çalıştaya katılan herkese çok teşekkür etti.

KAPI Sektörü SWOT Analizi Değerlendirmeleri

  1. Güçlü Yönler

– 2018 yılı rakamlarına göre iç kapı ve çelik kapı sektöründe 7 milyar dolarlık bir pazarın varlığı ve sektör temsilcileri bunun %5’lik kısmına hitap etmesinin yanı sıra daha fazlasını yapabilme potansiyeli

-Ağaç işleme makineleri sektöründe 100 ithalata karşılık iç imalat ürünü 167 makineyi ihraç eder durumda olma başarısı

-Mevcut yatırımların yeterliliği

  1. Zayıf Yönler

– Daralan Pazar (2019 yılında %30’luk bir daralma beklentisi) ve ekonomik krizin olumsuz etkileri

– Üretimde düşüş

– Devlet desteği eksiği

– İmalatçı ruh

– Organize olmamış bir sektör

– Yetişmiş eleman azlığı

– Tasarıma yeterince önem verilmemesi

– Markalaşmanın olmaması

  1. Fırsatlar

– Yurtdışına açılım potansiyeli

– Yurtdışı fuarlarında devlet desteği

  1. Tehditler

– Ekonomik krizden kaynaklı 2019’la ilgili düşük beklentiler

– Sektörün sürekli değişkenlik göstermesi

İzlenecek Yol:

  • AR-GE çalışmaları yapılmalı
  • Tasarıma önem verilmeli ve üretici firmalar daha çok tasarımcıyla çalışmalı
  • Modernizasyona geçilmeli / Teknolojiye daha çok önem verilmeli
  • Ticaret odaları sektöre fayda sağlama odaklı çalışmalı
  • Ucuz fakat kaliteli ürün üretilmeli
  • Masraflar kontrol altına alınmalı, planlamaya önem verilmeli
  • Yangına dayanıklı kapı üretimine ağırlık verilmeli
  • İhtiyaçlar iyi araştırılmalı ve ihtiyaca göre kapı üretimi yapılmalı
  • Mesleki eğitime ve profesyonelleşmeye önem verilmeli
  • Sektörün organize olup, birlikte hareket etmesi ve krize karşı güçlü durulmalı
  • İç üretim ihraç edilmeli, yurtdışına ihracata ağırlık verilmeli
  • Yenilikler araştırılmalı ve uygulanmalı

Düzenleyen Kurum

 ORSİAD Gazetesi

Düzenleme Tarihi

7 MART 2019

Saat: 13.00-15.00

Düzenleme Yeri

İstanbul  Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi

Karadeniz Konferans Salonu

Raporu PDF olarak indirmek için tıklayınız.