Sektörel Dayanışmanın Mihenk Taşı; MAKSDER

MAKSDER Yönetim Kurulu Başkanı Munis Tezbaşaran
MAKSDER Yönetim Kurulu Başkanı Munis Tezbaşaran

MAKSDER Yönetim Kurulu Başkanı Munis Tezbaşaran;
“MAKSDER üstlendiği misyon ve yarattığı kurumsal yapıyla ilgili sektörde faaliyet yürüten firmalara ve üyelerine daima bir şeyler kazandırmanın araştırması ve çalışması içerisindedir.”

Mobilya yan sanayicilerinin çatı örgütü olarak 4,5 yılı arkasında bırakan Mobilya Aksesuar Sanayicileri Derneği MAKSDER; kuruluşundan bugüne uzanan süreçte önemli çalışmalar yürüttü, sektöre hatırı sayılır bir dinamizm kazandırdı. MAKSDER, birçok düşüncenin filiz verdiği, birçok yararlı çalışmanın yaşam bulduğu ve önemli girişimlerin sürdürüldüğü sektörel bir girişimin yürütme gücü olarak 2009 yılından bu yana faaliyetlerine ara vermeden devam ediyor. Sektörün sorunlarının çözümüne yönelik yaptığı çalışmaların yanı sıra, tanıtım faaliyetlerini de çeşitli fuarlarda aksatmadan sürdürüyor.

Gelinen noktada mesleki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu kanıtlayan bir görev yürütücü güç olarak MAKSDER; bireysel olarak çözülemeyen birçok sorunu dernek çatısı altında çözdü ve çözmeye de devam ediyor. Bütün bu çalışma sürecinde MAKSDER’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten Munis Tezbaşaran’la bir nehir söyleşi gerçekleştirdik…
Bu söyleşinin ikinci bölümünü Mayıs sayımızda bulabilirsiniz…

ORSİAD

 

Geride kalan 5 yıllık deneyim ve yeniden seçilmeniz noktasında, Mobilya Aksesuar Sanayi sektörünün MAKSDER’den önceki ve sonraki durumunu değerlendirir misiniz?

MAKSDER Yönetim Kurulu Başkanı Munis Tezbaşaran;
MAKSDER Yönetim Kurulu Başkanı Munis Tezbaşaran

Dernekleşmeden önce şöyle bir olay vardı; bunu oldukça basit olarak anlatmaya çalışacağım, anlaşılmasını kolaylaştırmak adına…

İlk olarak, -sanıyorum bu hastalık diğer sektörlerin hepsinde aşağı yukarı var- bugün MAKSDER üyesi olan arkadaşlarımız derneğimizin kuruluşundan önce tanışıyor olmalarına rağmen birbirlerini rakip olarak görüyor, müşterilerini ellerinden alacakları kaygısıyla tabiri caizse birbirlerine selam bile vermiyorlardı… Dolayısıyla anlaşmayı, kaynaşmayı başaramıyor, sektörün sorunlarına çözüm bulamıyorlardı. Öncelikli olarak dernekleşerek bu tip sorunların izole edildiğine tanık olduk. MAKSDER’in kuruluşundan sonra sektörel dayanışma ve kaynaşmanın sağlandığını; teknik anlamda, kalite anlamında, iş tecrübeleri anlamında sektör içi yardımlaşmanın arttığını gördük. Bu bizi fazlasıyla mutlu etti elbette.

İkinci olarak, daha önce firmalar ve şahıslar sorunlarını firmalarla karşılıklı görüşerek, birebir çözmeye çalışıyorlardı. Buna ilişkin en iyi örnek fuar firmalarıyla olan ilişkilerde yaşanıyordu. Bu da hiçbir sektörel kuruluş için iyi bir sonuç doğurmuyordu. Derneğimizin kuruluşundan sonra ise bu ilişkilerin yürütülmesi tamamen MAKSDER tarafından üstlenildi. Böylece üyelerimiz ortak fuar alanlarında konumlanma, ortak pazarlık gücüne sahip olma ve muhataplarının karşısında kurumsal temsiliyet kazanmış oldu.

Bir diğer gelişmeyi de şöyle anlatabiliriz; dernek üyelerimiz arasında kulp üreticilerinin sayısı biraz fazla, sadece kulp üreten 14 üyemiz var. Bu firmalar kendi aralarında sürekli anlaşmazlık içerisindeydi. Biz dernek kuruluşundan önce bu sorunu her yerde ve herkesten duyuyorduk. Derneğimiz kurulduktan sonra bu konuda bazı toplantılar yaptık ve bunun sonucunda ortak bir ‘mutabakat zaptı’ diyebileceğimiz bir deklarasyon yayınladık. Bu sayede yaratılan anlaşma zemini oldukça yararlı oldu ve kulp üreticileri sorunlarını bazı istisnalar dışında çözmüş oldu. Bu doğrudan dernekleşmenin yarattığı olumlu süreçle ilgiliydi.

Bir başka gelişmeyi de şu şekilde açıklayabiliriz. Dernekleşmeden önce firmalar Çin’den yapılan ithalatlarla ilgili sorunları kendi başlarına çözmeye çalışıyordu. MAKSDER’in kuruluşuyla birlikte bu soruna sektör adına el atma fırsatı da doğmuş oldu. Damping Vergisi uygulamasının bazı ülkelerde başlatılması, ardından kısaca Gözetim Vergisi konusu ve daha sonra da İhtisas Gümrüğü gibi konular göreve başladığımızda önümüze gelen konular arasındaydı. Bu konular henüz tam olarak sonuçlanmış veya iyi bir noktaya gelmemiş olabilir ama çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Çünkü attığımız her adımdan sonra yanında başka sorunlarla da karşılaşmaya başlıyoruz, çeşitli komplikasyonlar oluşmaya başlıyor. Bunları da zamanı geldikçe önem sırasına göre çözmeye çalışıyoruz. Bu ve benzeri çalışmalarımızın olumlu sonuçlanmasıyla da öncelikle üyelerimiz ve daha sonra da bütün sektöre yarar sağladığını düşünüyoruz.

Herkes ne zaman bir sorundan söz etse öncelikle devletten bir şeyler istemeye başlıyor. Siz de devletten bir şeyler isteyenlerden misiniz?

Bize sıklıkla sorulan soruların başında devletten ne istediğimiz yer alıyor. Biz asıl olarak devletten hiçbir şey istemiyoruz. Mağdur olduğumuz olaylar yüzünden iki ana konu başlığı altında şunları söylemek durumundayız…

İlk olarak, yurtdışında özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nde damping uygulaması yapılarak üretilen ürünlerin Türkiye’ye damping vergisi olmadan girmesinin önlenmesini istiyoruz. En önemli talep başlığımız temel olarak bu. Çünkü Çin, Tayvan (5 firmanın dışındaki), Endonezya ve Malezya gibi ülkelerden gelen ürünlere Türkiye Cumhuriyeti Damping Vergisi uyguluyor.

Ülkemizde bu konularda çalışan ithalatçı firmalar da var. Bunların olmasından da herhangi bir rahatsızlık duymuyoruz, aksine MAKSDER olarak memnuniyetimizi ifade ediyoruz. Rekabetin olmadığı yerde sağlıklı bir ticari süreç yaşanamayacağını da belirtmek isteriz. Dolayısıyla bu 25’e yakın ithalatçı firma arasında sadece bu işi kısa dönem karı gibi görüp, elde etmek istedikleri karı elde edip bunun ne derece doğru veya yanlış olduğuna dikkat etmeden sadece kısa vadeli ticari kar amacıyla hareket eden bazı ithalatçı firmalar var.

Sayıları çok az. Diğer ithalatçı firmaları bu durumdan tenzih ediyoruz ama bu az sayıdaki firmanın kötü niyetli olduğunu düşünüyoruz.

Çin, Tayvan, Endonezya ve Malezya gibi ülkelerde ürettikleri ürünleri bir başka Avrupa ülkesine götürerek oradan, sanki o ülkede üretilmiş gibi işlem yaptırarak Türkiye’ye göndermelerinden söz ediyoruz. Bu noktada damping uygulamasını bozan, bu devletin koyduğu sistemi farklı bir yöntemle yıkmaya çalışan firmaların hareketlerinin doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu gelişme üzerine İhtisas Gümrüğü uygulaması talebimiz, Gözetim Vergisi ve Damping Vergisi ardından yürürlüğe girdi ama bu kez de farklı sorunlar ortaya çıktı. Bizim bu noktada devletten beklentimiz bu sorunların üstesinden gelmek için yapılan çalışmaların bir an önce sonuçlandırılması.

Munis Tezbaşaran; "Bir haksız rekabetle karşı karşıyayız…”
Munis Tezbaşaran; “Bir haksız rekabetle karşı karşıyayız…”

“İkinci olarak da şuna değinmek istiyoruz, bir haksız rekabetle karşı karşıyayız…”

Hep birlikte daha fazla ihracat yapmaktan söz ettiğimiz bu dönemde; yani 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yapmak hedefiyle oluşturulan muhtelif çalışma grupları ve projeler var. Ancak bu noktada şuna değinmek gerekiyor. Halen Türkiye’den bazı ülkelere ihracat yaparken o ülkeyle aramızdaki ticari anlaşmalara göre vergilerin yıllara bağlı olarak kademeli bir şekilde aşağı çekildiği veya herhangi bir ticari anlaşmanın olmadığı ülkeler var. Örneğin Kuzey Afrika’daki herhangi bir X ülkesine AB üyesi ülkelerden mal ithalatı yapıldığı zaman vergi yok fakat Türkiye’den yapıldığı zaman Gümrük Vergisi uygulaması var. İşte bu noktada bir haksız rekabetle karşı karşıyayız. Yani Avrupalı malını elini kolunu sallayarak ilgili ülkeye sokabiliyor bizim malımız ise oradaki ithalatçı firma aracılığıyla o ülkeye ek vergi ödeyerek girebiliyor. Bu durum, Avrupa çıkışlı 100 liralık bir malın oradaki ithalatçı firmaya 100 liraya mal olmasına, bizden alınan malların ise ilgili ülkedeki vergi oranlarına göre 105, 110 veya 120 liraya mal olmasına neden oluyor. Bu ister istemez haksız rekabeti yaratan bir unsur. İşte bu noktada devletten beklentimiz, henüz anlaşma yapılmamış ülkelerle anlaşma yapılması veya kademeli yani yıllara göre tedricen düşen vergilendirmelere tabi olan anlaşmaların bir an önce -gerekirse yeni anlaşmalarla takviye edilerek- sıfırlanmasıdır. Avrupalının yıllar önce elde ettiği ve tepe tepe kullandığı bu imkanı bir an önce bizim de almamız gerekir. Böylelikle 2023 yılına ilişkin öngörülen ihracat hedeflerine daha kolay ulaşmamızı sağlayacak koşullara bir avantaj daha eklenmiş olacaktır. 

ARGE Merkezleri sorununa da geçerken değinmek gerekirse?

“Yeni ARGE Merkezleri’nin kurulması sektörü yeni ürünler geliştirmek için teşvik edici bir rol üstlenecektir.” 

Sektörümüzde bunun ne kadar önemli olduğu inkâr edilemez. Araştırma-Geliştirme için büyük bedeller ödeniyor. Bu alanda çalıştırılan personel ücretlerinin de düşük olmadığını bilmekte yarar var. Devletimiz ARGE çalışmalarımız için özel bir statü çıkardı. ARGE Merkezi olarak tespit edilen firmalara farklı uygulamalar ile masrafların bir kısmı devletçe karşılanıyor…

Elbette aday firmaların ARGE Merkezi olarak seçilmesi son derece titiz ve dikkatli yapılıyor. ARGE Merkezi olabilmeniz için yalnızca bu merkezde 50’nin üzerinde insan çalıştırmanız gerekiyor. MAKSDER üyelerinin bulunduğu sektörde faaliyet yürüten firmaların bir veya birkaçı dışında bu seviyeye geldiklerini söyleyebilmek henüz mümkün değil. Dediğimiz gibi birkaç firma olabilir ama hepsi bu kadar. KOBİ ayarındaki firmaların da ARGE Merkezi kurabilmesi için daha az mesela 15-20 gibi bir sayıda personel çalıştırma zorunluluğu getirilmesi şartının daha yararlı sonuçları ortaya çıkaracağını söyleyebiliriz.

Yeni ARGE Merkezleri’nin kurulması sektörü yeni ürünler geliştirmek için teşvik edici bir rol üstlenecektir. Tüm bu talep ve istekler kamuoyu tarafından firmaların karlarını arttırmak için yaptıkları bir manevra olarak algılanmamalı. Aksine sanayicinin elde edeceği avantaj üreteceği ürünlere yansıyacağı ve böylece yapılacak yatırımlar sayesinde istihdamın arttırılacak olması olumlu bir gelişme olacaktır kanaatindeyiz. İstihdam gibi önemli bir sorunla boğuşan Türkiye’nin KOBİ’lere ARGE Merkezleri’ni kurmak için sağlayacağı kolaylıklar sayesinde bu sorunun üstesinden çok daha kolay bir şekilde geleceğini söyleyebiliriz.

Özetle MAKSDER üstlendiği misyon ve yarattığı kurumsal yapıyla ilgili sektörde faaliyet yürüten firmalara ve üyelerine daima bir şeyler kazandırmanın araştırması ve çalışması içerisindedir. Yeni çalışma dönemimizde neler yapabiliriz diye düşünerek sonuçlandırmaya çalışacağımız konuların olacağını söyleyebiliriz. Bunu da yeni Yönetim Kurulu’nda görev alan arkadaşlarımızla görüşerek başarılı sonuçlar almaya ve iyi bir dönem sağlamaya gayret edeceğiz.

Mobilya yan sanayi sanki mobilya sektörünün bir alt koluymuş gibi duruyor. Ancak MAKSDER’in sektörün kendi gücünü ifade edebilmesi ya da kurumsal ilişkiler katında temsiliyetini güçlendirmesi açısından önemli bir işlev üstlendiğini düşünüyoruz. Siz ne dersiniz?

Doğru bir şekilde ifade etmek gerekirse, şu anda mobilya sektöründe kullanılan metal ve plastik hammaddeden yapılan malzemelerin üretimiyle uğraşan “Mobilya Yan Sanayi”dir. Ancak bu yan sanayi anlamı mobilya fabrikaları nezdinde son derece küçümsenir bir içerikte kullanılıyordu. MAKSDER’in sahneye çıkmasıyla birlikte dernek üyelerinin bu fabrikalar ve muhatapları tarafından da farklı olarak kabul gördüğüne veya algılandığına tanık olmaya başladık. Bu noktada MAKSDER’in oldukça önemli bir işlev üstlendiğini söyleyebiliriz.

Teşekkürler…