YES 2013 Tüm Metni

Alexander KÜHNEL, Hannover Fairs Turkey Genel Müdür: “Bayanlar, baylar, organizatör ekip adına hepinize bugün, İçmimarların İnşaat Sektöründeki Yeri başlıklı YES 2013 Forumu’na hoşgeldiniz demek isterim!

Bugün burada bizimle olanlar arasında, moderatör olarak TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Yusuf Taner Gültekin; Hoşgeldiniz!

Konuşmacılarımız;

Yard. Doç. Dr. Funda Ürük (Gelişim Üni. İçmimarlık Bölüm Başkanı),

Öğretim Görevlisi Ceren Polat (İçmimar ve Çevre Tasarımcısı),

Doç. B.Burak Kaptan (İçmimar),

A.Nazmi Durbakayım (İNDER/ İstanbul İnşaatçılar Derneği Genel Başkanı).

Hepinize ilginç bir oturum diliyorum. Umarım harika ve verimli bigiler elde edersiniz. Hepinize güzel temennilerimi sunuyor, lafı fazla uzatmadan moderatörümüze bırakıyorum.

Taner Gültekin: Teşekkürler. Değerli ziyaretçiler, öncelikle katılımınız için çok teşekkür ederim. Gerek akademisyen, gerekse piyasada serbest anlamda çalışan iç mimar arkadaşlarımızla, bugün çok önemli bulduğumuz ve yıllardır devam eden bir problemi, en azından bir ucundan tutup, değerlendirmeye çalışacağız. İçimizde genç meslektaşlarımız da var, onlara da faydalı olmasını düşündüğümüz bu konuşmamızın dilerim ki, bizim mesleğimize ve inşaat sektörüne faydalı olmasını sağlayabiliriz. Ben ilk konuşmayı inşaat sektöründe iç mimarların konumu, şu anki itibariyle nasıldır ? başlığı altında, Ceren hanımdan rica edeceğim, lütfen.

Ceren Polat: Hoşgeldiniz demek istiyorum öncelikle. İç mimarların mevcut durumuyla ilgili, şu anki durumuyla ilgili konuşmak üzere, ilk konuşma da bana verildi Taner bey sağolsun, teşekkür ederim. Ben yaklaşık 15 yıldır bu piyasadayım ve bilfiil 10 senedir mezun olduktan sonra, Ankara’da ve İzmir’de pek çok yerde çalıştım. Daha sonra, yaklaşık 6. yılıma girmek üzereyim Yaşar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak iç mimarlık bölümünde görev yapıyorum. Aynı zamanda, İzmir İçmimarlar Yönetim Kurulu’ndayım. O yüzden gerek kendi deneyimlerimden, gerekse iç mimar arkadaşlarımız ve mezun olmuş öğrencilerimizden, piyasadaki durum, durumumuz ve gelecekteki ne olması gerektiğiyle ilgili bir şekil verebilmek için, konuya şu andaki mevcut durumu bir gözden geçirmek gerekiyor. Ben bir görebilir miyim acaba burada bugün kaç içmimar var? Ya da kaç içmimar adayı var? (Kaldırılan ellere bakarak konuşmasına devam eder) Güzel, süper, tamam. O zaman  doğru kitleye sesleniyoruz. Peki mezun olmamış kaç kişi var? Yolunuz açık olsun öncelikle onu söylemek istiyorum. Şimdi içmimarlıkla ilgili bizim piyasadaki en büyük sıkıntımız; Ben de bunun, en büyük suç demeyim de, aslında en büyük sorumlusunun, kendimiz olduğuna inanıyorum. Bir insan kendi hakkını savunamazsa, kendi hakkına sahip çıkamazsa, kendi değerini bilemezse başkasından bunu beklememesi gerek. Öncelikle çok zor bir bölümde okuyorsunuz ve biz de bu bölümde okuduk ve bunun eğitimini vermeye çalışıyoruz. Tüm bu zorluklardan sonra, asla kıymetinizin bilinmeyeceği, sadece ailenize ve etrafınıza çalışmış olduğunuzu ispatlamak için, çok gereksiz yerlerde iş hayatına başlayıp, umudunuzu ilk günden itibaren yok ediyorsunuz. Bunu ben de yaptım o yüzden gocunmuyorum. Tecrübedir dedik, ailemiz nasılsa bize destek oluyor dedik, bir yerlerden başlamak gerekiyor dedik ve çok yanlış yerlerden başladık. Gazetelerde içmimarlık ilanlarına ya da içmimar arayanlar ilanlarına pek göz atabiliyor musunuz bilmiyorum. Bakabiliyor musunuz, bir bilginiz var mı? Az çok varsa, duymak isterim. Genelde ilanlar şöyle, pek çok şey isteniyor. Referans adı, kodu içmimar olarak geçebiliyor, fakat bu ilan koduna baktığınızda, klasik tabii; Ekip çalışmasına uygun, esnek çalışma saatleri, büyük bir ihtimalle çoğu korsan olan pek çok programı kullanmak zorunda olmanız, aynı zamanda sürücü ehliyeti, satışta tecrübe sahibi ya da tecrübe edinmek isteyen, elemanlar aranıyor ve böyle bir şeye de, siz orada içmimar yazdığı için, tabii ki hepimiz oraya başvruyoruz. Fakat performansımızın çok üstünde, aldığımız eğitimin çok üstünde ve bilgilerimizin çok üstünde bir beklentiyle karşılaşıyoruz. Uykusuz saatler ve hiç bir zaman söz konusu kendi güvenliğimizi gözönünde bulundurmak zorunda olmadan, arabayla koşturmak zorunda olduğumuz müşteriler, vs. Ve karşılığında alınan rakamlar da oldukça komik. Bunun sebebi, bizim bu işlere başvurup kabul ediyor olmamız arkadaşlar. Biz n’olursa olsun, yeter ki bir işim olsun diye kabul ettiğimiz sürece başımıza gelecek olan budur. Biz, kendi isteklerimizi, ihtiyaçlarımızı, kendimize olan değerimizi, güvenimizi piyasaya bildirmezsek, belirtmezsek, piyasanın bunu bize vermesini beklemek gerçekten çok komik ve gereksiz olur. O nedenle, piyasadaki içmimarın yerine gelince, ben artık kendi değerimi biliyorum ve bana bu değeri verecek insanlarla çalışmaya müthiş özen gösteriyorum. O değeri aldığım zaman, maddi ve manevi değerden bahsediyorum, sadece maddi de değil. Harika bir mesleğe sahibiz, müthiş keyifli bir şekilde çalışıyorum ve işimi gerçekten, mesleğimi gerçekten çok seviyorum. Bu nedenle de, ben, bizim kendimize dönüp bakmamızı ve piyasadaki yerimizi de ona göre toparlamamız gerektiğine inanıyorum. Şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar.

Taner Gültekin: Çok teşekkür ederim. Bu içmimarların konumu ve piyasada işe başlamalarıyla beraber karşılaştıkları ya da karşılaşacakları, detayları hızlı bir şekilde irdelediğiniz için, Tesekkur ederim. Şimdi diğer bir konumuz da, tabii biliyorsunuz ki, inşaat sektöründe içmimarların konumu nerede olmalıdır ?, nasıl olmalıdır?  Universitelerden mezun olmuş bir çok arkadaşımız piyasa deneyimlerini elde ettikten sonra,ya kendi islerini kuracaklar yada bir fiil bir firmada  bağlımli kalarak çalışmak durumunda kalacaklar. Bu konumda inşaat sektöründeki içmimarların durumu ne olmalıdır?

Sorunun cevabını da, Funda Hanım’dan rica edeceğim, lütfeder misiniz?

Funda Ürük: Tabii ki. Şimdi öncelikle, aslında burada içmimarlık hakkında konuşuyoruz, ama benim bir önceki lisansım da mimarlık kökenliyim aslında; hem mimar, hem içmimar. Benim burada gözlemlediğim bir nokta vardı, ben 1997 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık fakültesinden mezun oldum. Kendimi daha çok içmimarlık konusuna yatkın hissettiğim için, üzerine ihtisaslarını yaparak, yüksek lisans, doktora yaparak, içmimarlık alanında yine aynı üniversitenin, bu konuda vakıf olmaya çalıştım. Yalnız bu arada yaklaşık 15 senelik bir süreç içersinde hem doktoramı, yüksek lisansımı, akademik kariyerimi yaparken, piyasada da deneyimlerim oldu. Gözlemlediğim nokta şuydu; ben ihtisaslarını yapıyorum, bana yeterli gelmiyor çünkü içmimarlık mesleği, mimarlıkla ne kadar benzeşse de, farklı noktalar var aralarında, onlara değiniriz sonra tek tek, dışarda çok enteresan farklı kimlikte, üniversite bitirmemiş veya üniversiteyi farklı bir kimlikle bitirmiş insanların bu içmimarlık mesleğine doğru gittiğini gördüm. Açıkcası bu beni çok üzdü. Sonra dedim ki, ben madem bu mesleği mimarlıkla içmimarlık alanında akademik kariyer de yapıyorum ve üniversiteye döndüm. Ve çok tatlı öğrencilerim, onlar da şu anda buradalar, onları çok güzel bir şekilde içmimar adayı olarak yerleştireceğiz, iyi yerlere gelecekler. Şimdi piyasada şöyle bir sorun var, dediğim gibi farklı kimlikteki insanların içmimarlık mesleğine doğru kaymaları var. Tabii bunlar irdelenmesi lazım neden kayıyorlar, belki sermayesi daha bir artısı var, estetik açıdan daha bir görselliği olduğu için belki de bu tarafa kayıyorlar. Ama tabii ne var, dikkat edilmesi gereken bir nokta mimarlık olsun, içmimarlık olsun, ya da farklı bir sektör olsun, doğru bir şekilde alt temelinin alınması lazım. Şimdi mesela şöyle bir örnek verelim; muhakkak biliyoruz, konut yapılarında daha çok mimarlar ve iç mimarlar çalışıyor. Hatta mimarlık sektörü, eskiden sadece konut olarak kalmayıp daha büyük yapılar yapılıyordu, mimarlarımız oralarda çalışıyordu. Ama belli birtakım yönetmeliklerin değişmesiyle, mimarlarımız daha çok konut bazlı ve belediyelerde çalışmaya başladılar. Elimde aslında imkanımız olsa bir slight’lar gösterebilseydik burada, ama şu anda mümkün değil. Çok enteresan projelerle karşılaşıyoruz. Bir konut binası yapılmış. Toplu konut diyelim. Eskiden toplu konut denirdi mimarlarda, artık yaşam merkezleri deniyor. Tabii içmimarla da çalışılmadığı için içerde, içeri giriyorsunuz, pat bir mutfak. Ya da içeri giriyorsunuz, mekanı algılamadan, pat bir gardırop. Şimdi n’oluyor tabii, aslında biz bunu derslerimizde öğrencilerimize hep söylüyoruz; ‘Mekanı önce yaşamak lazım’. Mekanı hissetmek lazım. Her mekana girerken biz her projede diyoruz ki, mekanı içinizde hissedin, senaryoyu yazın ki, ona göre projelerimizi de yapalım. Hatta ben her iç mimara, her tasarımcıya diyorum ki hepiniz biraz senaristsiniz, hepiniz biraz yönetmen olacaksınız. Ama doğru bir şekilde yaparsanız, doğru işi doğru yerde kurgularsanız olacak bunlar. Şimdi mimarlar yapıyor, bunlar satılıyor, tabii bunlar biraz da maddi konularla ilgili belki de, inşaatların, satışlarıyla ilgili yani belli bir bütçe var, bu bütçeye göre yapılıyor ve ona göre de satılması lazım. Sonra ne yapılıyor, atıyorum, gardırop yaptık, mutfak yaptık, zemin yaptık, kalite düşmeye başlıyor. Satın alıyoruz binayı, sonra biz bunu beğenmedik n’apalım, içmimar bulalım, telefon açıyoruz, hemen pat pat küt küt yıkılıyor her taraf. Şimdi bu tabii doğru bir şey mi? Bence son derece yanlış. Ne olması lazım? Bir bina yapılırken, bir inşaat yapılırken, mimarlar nasıl inşaatçılarla, inşaat mühendisleriyle çalışıyorlarsa, nasıl bir elektrik mühendisleriyle, tesisat ekipleriyle çalışıyorlarsa, aynı şekilde içmimarlar da aralarına girip, hep beraber koordineli bir şekilde çalışılması lazım. O zaman satın aldığımız yeri, pat küt kırıp edip düzenlemeye girmeyiz. Tabii, bu konut yapılarında karşımıza çıkıyor, bunun dışında da, aslında iç piyasada içmimarlar daha çok butik tarzda işler yapıyorlar. N’apıyoruz? İşte ofisti, mağazaydı bu tarz yerlere giriyoruz, ama burada da aynı sorunlarla karşılaşmıyor değiliz. Daha önceden yapılan, beğenilmeyen, maddi açıdan da görsel etkisi olmayan yerlere n’apıyorlar? Yine bir içmimar aranıyor, ‘A buyrun gelin biz yapalım’. Şimdi nokta aslında çok önemli, bilmiyorum belki devletle alakalı, belki de odaların birlikte çalışmasıyla ilgili olabilir, dediğim gibi mimarlar nasıl inşaat mühendisleriyle, elektrik mühendisleriyle çalışıyorlarsa, ilk başta hep beraber oturup, içmimarların da en başından, bunların arasında olması gerektiğine inanıyorum. Teşekkür ederim.

Taner Gültekin: Çok teşekkürler,3 tane akademisyen ve üniversitelerin değerli meslektas öğretim üyeleriyle beraber konulari irdelerken, bir de inşaat sektöründeki önemli yerini uzun süredir kurup,koruyup, devam ettiren ve başarılı noktalara getiren İNDER’in Genel Başkanı Yüksek İnşaat Mühendisi Nazmi Durbakayım beyefendiye soracağım. Acaba sizin bu bahsettiğimiz içmimar meslektaslarimizla ilgili çalışmalarda,gerek firmanizin ve gerekse inşaat sektöründeki durumlari nedir ? nerelerde vardırlar?  Onlardan Neler bekliyorsunuz? Ve biraz önce değerli hocamızın da söylediği gibi varsa bu olası yanlışlıkları gidermek açısından neler yapılmalıdır?

Nazmi Durbakayım: Şimdi sorunu sadece içmimarlık olarak ele almayalım. Şimdi Türkiye’de bu binalar nasıl yapılmaya başlandı, nasıl yapıldı, bu hale nasıl geldik ve şimdi ne yapmaya çalışıyoruz? Şimdi Türkiye’de, Cumhuriyet’ten sonra yapılan binalar daha doğru konumlandı, planlandı, mimar, mühendis eliyle yapıldı. Ve bunların himayesinde yürütülmüşler. Ben çocukluğumda bunu böyle gördüm. Ama büyük şehirlere plansız bir akın başladığında, maalesef biz, canım ülkeyi talan ettik hep beraber. Ve burada herkes mimar, herkes mühendis oldu ve bu şu anda afet yasasıyla, bu kötü yapılanmadan kurtulmak için çareler arıyoruz. Tabii hal sadece mimarlık, mühendislik açısında değil, bugün bir makine mühendisi, bir tesisat mühendisi, bir peyzajcı, bir içmimar, hepsi bunların birlikte bir projeyi oluşturabilirler. Çünkü bugün konut dediğimiz bir yapı, basit bir yapı değil. Bugün bir fabrika inşaatı, sanayi yapısı, 3-4 kalemle yapılabiliyor. Bir ömerleri var, bir zemin etüdü yapmanız lazım, temelini yapmanız lazım,  düşey ve yatay elemanları da çözdüğünüz vakit bu konu bitebiliyor ama bir konutta binlerce kalem var. Ve bu kalemler gerek deprem şeklinde tezahür ettiğinde problem görüyoruz, yaşıyoruz, gerekse yanlış konumlandığı vakit, yani bir içmimar bunu tasarlamadığı takdirde, bir ev hanımının mutfakta iki misli mesafe katettiğini biliyorsunuz herhalde. Şimdi içmimar bu işe ta başından girmesi lazım. Ben 1973 yılında inşaat mühendisi olarak sektöre adım attığımda, önce ben mühendisim, yani 40 yıldır inşaat sektöründe çalışıyorum ama, önce mühendisim, bir mühendis en iyi şekilde elindeki malzemeyi kullanması lazım. Elindeki malzemeler içinde en mühimi ve değerlisi olan, insan faktörü. Şimdi eğer biz yavrularımızı yetiştirip, bir meslek sahibi yapıp, ama sonra bunlardan faydalanmıyorsak ve yine bildiğimizi yapıyorsak, gelebileceğimiz hiç bir nokta yoktur, yerimizde sayarız. Şimdi biz 2004’ten sonraki inşaat hamlesinden sonra, büyük inşaat firmaları, kurumsallaşma çabası içinde olanlar ve doğru planlama yapanlar, bütün bu iş dallarını bünyelerine almaya başladılar ve bunları inhouse olarak veya dışardan alarak bu hizmetler alınıyor. Çünkü bugün eğer siz bir yerleşim planlıyorsanız, önce ihtiyaçlarınızı tespit edip, ondan sonra bunları design ettiğinizde, bunu dışardan sarmaladığınızda, minimum bir alanla bunu çözersiniz. Ama bir plan yaptıktan sonra siz içine yerleşirsiniz, ama bir sürü fizuli yer kalır.  Biz planlarımızı yaparken, şayet serbest nizam bir yerdeyse bitişik nizam değilse, biz içini planlamaktan başlayıp dışarı açılıyoruz. Şimdi gördüğümüz manzara şu, konsept mimarlığı bugün aldı başını gidiyor. Birtakım ondan sonra, dış ülkelerde yapılmış binaların resimleri çekiliyor ve buraya da bunlar benzetilerek konuluyor. Bu binalar bizim ülkemize yakışıyor mu, fonksiyon olarak doğru mu, bu binalar güzel kirlenebiliyor mu? Hemen burada bir anekdotumu söylemek istiyorum. Rahmetli hocamız, ben inşaat mühendisiyim ama tabii mimar olan hocalar da bizim hocamız, şöyle demişti Sedat Hakkı Eldem; “Efendim binayı tasarlarken, güzel bir hanımın yağmur yağdıktan sonra rimellerinin akmayacağı şekilde makyaj yapar gibi detayları çözerek yapın” dedi. Şimdi bu ne demek? Ülkemiz tozlu bir memleket. Binaların içine toz yapışıyor ve bir yağmur yağdığında bazı binalarda bunları görmüyorsunuz. Ama bazı binalarda hakikaten rimeli akmış bir hanfendi gibi binalar orada çok kötü hale geliyor. Şimdi malzeme kullanımında da, tabii içmimarların sadece mekanları design etmesi değil, malzemenin de nasıl kullanılacağına da önder olması lazım. Çünkü bir sürü malzeme var, hoşa gidiyor ama bu orada kullanılır mı, kullanılmaz mı? Bir de biz çok zengin bir ülke değiliz, yani bizim yaptığımız ürünler uzun seneler bize hizmet etmeli. Yani ufak birtakım değişikliklerle de yeni bir mekana girmiş gibi onu alıp kullanabilmelisiniz. Yoksa anlık birtakım flash showlarla, bir iki sene de modası geçecek şekilde ürünleri yaptığımız takdirde bunlar heba oluyor gidiyor. Yani biz burada mağaza vitrini yapmıyoruz. Mağaza vitrinleri belirli sürelerde değişebiliyor, ama konutlar dömi-klasik olup uzun seneler hizmet etmesi lazım. Şimdi malzeme seçimine, biraz uzatıyorsam ikaz edersiniz sayın başkan, ama işte malzeme seçimine gelince şöyle bir noktaya gelmemiz lazım, sizler muhakkak ki farkındasınız, çünkü gençler bizden çok çok ileri. Şimdi dünyada inşaat sektöründe Türkiye çok çok iyi noktalara geldi. İnşaat yapıyoruz, alt yapı yapıyoruz, burada çok iyiyiz ama nerde başarılı değiliz? Müşavirlik firmalarında başarılı değiliz. Bizim mimarımız, mühendisimiz, içmimarlarımız müşavirlik hizmetleri de vermeye başladıklarında, önerdikleri malzemeler bizim Türk malı malzemeler olduğundan ekonomiye de büyük katkısı olacak. Yoksa her pahalı malzeme çok güzel çok şık olacak değil, iki tane doğru malzemeyi siz biraraya getirdiğinizde çok şık şeyler yaratabilirsiniz. Onun için, bizim şu anda bu inşaat sektöründeki hareketlilikle, içmimarların iç mekanlarda doğru çözümlerle gelmeleri, dış mekanlarda da mimarlarımızın, burada konumuz o değil ama, showa değil, ekonomiye ve uzun vadede hizmet verecek dış cepheleri yapları lazım. Bugün cam binaların nasıl temizleneceği hesap edilmeden yapılıyor, ondan sonra leş gibi camlarla ev hanımları çaresiz bir şekilde bakıyorlar. Burada gene ben şu noktayı söylemek istiyorum, şimdi bizim mesleğimize yani müteahhitliğe dönüyorum, bir güvensizlik var. Niye? Hırsız müteahhit. Şimdi bu hoş bir kelime değil, ama biz bunu silmek için ciddi bir mücadele verdik ve artık müteahhitlik sektörü layık olduğu konuma oturuyor. Çünkü bugün her meslek dalı bu şekilde suçlanmıştır. İşte doktoruna, avukatına hep söylenilir. Şimdi içmimarlarda da, sizlerin de bunu aynaya bakıp görmeniz lazım, çünkü dost acı söyler, vatandaş korkuyor. Çünkü içmimarla çalışmaya başladığı vakit, ‘Acaba benim 10 lira yerine 20 lira mı harcarım?’ diye bir endişesi var. Halbuki ben rahatlıkla söylüyorum ve altına imzamı atarım, içmimarla çalışılmış bir mekan daha ucuza ve daha doğru çözümlerle elde edilir. Sizlerin de bunun propogandasını doğru bir şekilde yapmanız lazım. Yani içmimardan korkmasınlar. Bugün artık alakası olmayanı bırakın, mimarların daha içmimarım deme lüksü yok, bizler inşaat mühendisi, onlar mimar, sizler içmimarsınız. Bugün bakıyorsunuz iki tane rengi biraraya getirebilen dekoratörüm diyor, içmimarım diyor, çıkıyor ortaya.

Funda Ürük: Dekorasyonu mimarlıkla kıyaslıyorlar, enteresan bir şekilde. Hiç alakasız halbuki.

Nazmi Durbakayım: Şimdi bir malzeme almaya gidiyorsunuz, siz oradan bir hizmet istediğinizde satıcı olan kişi neyse artık konu, size o hizmeti vereceğini söylüyor. Halbuki biz her mesleğe yeterli değeri verirsek ki, siz odasınız, artık bunların kayıtlara da girmesi lazım. Biz şimdi İNDER olarak şu çalışamaları yapıyoruz, şimdi bir inşaat projesi yapılırken tesisat mühendisi, elektrik mühendisi, ondan sonra inşaat mühendisi, makine mühendisi, peyzaj mühendisi şart onsuz olmuyor. Ama içmimarlık yer almadı. Ama şimdi biz bunun da şart olmasını koyuyoruz. Ve bu şekikde birbirimize destek olarak, mesleklerimizi ezdirmeden bir yerlere geleceğiz, ben şimdilik bu kadar konuşuyorum.

Taner Gültekin: Çok teşekkür ederim Nazmi bey. Meslektaşlarımızın coşkulu alkışlaması, sizin inşaat sketörü olarak bizlerin ne kadar yakınımızda olduğunuzu gösterdiniz. Buradaki en önemli şey,

(-Dinleyici olarak gelen çok genç arkadaşlarımız da burada.) Biliyorsunuz ki üniversiteden diploma alıp mezun olmak, profesyonel hayatta çalışmanın ilk aşamasıdır. Ama ondan sonraki aşamada meslek odalarına gelip kayıt olunması ve bu mesleği profesyonel anlamda yapan kişiler olarak kayit olunarak başlanması gerekir ki, sizlerin başarıları ya da başarısızlıkları odadaki arsiv ve literatürlerde tutulsun ve içmimarlık ünvanının biraz önceki benzetmede rahatsız olarak söylemiş oldukları müteahhit anlamındaki benzetmenin içmimarlar için de olmamasına onem vermek ,çaba göstermek lazım.

Ben bu arada değerli Burak hocamıza da söz vermek istiyorum, kendisi inşaat sektöründeki içmimarların konumuyla alakalı ve biraz önceki Nazmi Bey’in bahsettiği konuyla ilgili lütfen bize bir Akedemisyen olarak bilgi aktarımında bulunur musunuz?

Burak Kaptan: Öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Meslek odamızın bu anlamda ciddi çabaları olmasına rağmen, inşaat odasının da gerçeği telaffuz etmesi ve yaptığı çalışmalara dahil etmesi oldukça önemli. Şimdi benim bir akademik kimliğim var, uygulamadan gelmiş biriyim, aynı zamanda meslek odası içinde de yer aldım. Yönetim kurulu düzeyinde ve birtakım Türk mühendisleri ve mimarlar odalar birliği yönetim kurulu üyeliği de yaptım. Yönetmeliklerimiz var, serbest içmimarlar kurulu asgari ücret yönetmeliğimiz var ki bunlar meslek odasının yapması gereken ve özellikle sektörel düzenleme adına çıkartılan yönetmeliklerdir. Bir noktada tıkandık, bu nokta yapı üretim sürecinde içmimarların nasıl ve ne şekilde yer alacağı. Bunun cevabını içmimarlar çok net olarak verebiliyorlar. Yapı üretim sürecinde bir mimar bina tasarımını yapacağı sırada zemin etüdünden başlayarak bir silsile halinde çalışmalar yapılıyor. Biraz önce beyefendinin söylediği gibi, tesisat projeleri çiziliyor, elektrik projeleri çiziliyor, inşaat mühendisleri bu anlamda statik hesaplamaları yapıyor, yapı sistemini çözümlüyorlar. Buraya kadar herhangi bir sorun yok, müteahhitlik hizmetlerinde de buraya kadar bir sorun yok. Denetimi bu noktaya kadar da mükemmel hizmet ortaya koyuyor. Ve 2000 yılı sonrasında ve günümüzde yapılar belli bir standardın üstünde, depreme dayanıklı, nitelikli, arıza çıkartmayacak malzemeler kullanılarak binayı uyguluyorlar ancak bu aşamadan sonra iş biraz değişiyor. Bir prizin konumu, kaloriferin yeri, kapının açılış yönü, kapının konumu, mekanda nerede olacağı, bir deponun ayrılmış olması bir otoparkın, daha doğrusu bir garajın binayla olan ilişkisi, binanın içine hangi noktada açılacağı, merdiven, merdivenin malzemesi, merdivenin konumu, merdivenin basamağının yüksekliği, bu tür konularda bir denetimsizlik söz konusu. Bu denetimsizlik yapının dışında, çizilmiş plana bakılarak belki de kolayca çözümlenmiş ama içmimarlar gelip bunun içine projeyi çizmeye başladıkları zaman bir ebeveyn odasında bir yatak bir komodin yerleştiriyorlar, dolabı yerleştiremiyorlar. Şimdi ebevyn odasında dolabı olmayan bir oda çözümünü düşünebilmek mümkün değil o zaman müdahaleler başlıyor. Olması gereken gereksinimleri karşılayacak şekilde müdahaleler binaya yapılıyor, taşıyıcı olan sisteme dokunulmadan taşıyıcı olmayan duvarlar biçimlendiriliyor vs. vs. Bunun ciddi bir ekonomik katkısı var. Bugün şehircilik bakanlığına girdiğiniz zaman bir yılda yapılan bina sayısına bakın, bunun yarısının ya da üçte birinin tekrar yıkılarak ya da baştan yapılarak, tabii ki iç mekan adına konuşuyorum, kapısının yerinin değiştirilmesi, mutfağının yerinin değiştirilmesi, lavabosunun değiştirilmesi seramiğinin değiştirilmesi durumlarına baktığınızda, trilyonlarla ölçülebilecek malzeme kayıpları yaşanmakta. Bizim ülkemiz geçmişte belki zengindi, ama günümüz tüketim toplumu içinde artık bu kadar zengin değil. Yaptığımız bir şeyi daha kullanmadan yıkıp bir daha yapmak, ciddi bir külfet getirmekte ülke ekonomisine. Sektörel olarak belki bize iş potansiyeli açılıyor ama yeni yapılmış bir binada kullanılmamış malzemenin atılması tasarım mesleği adına ciddi bir problem. İşte bu noktada içmimarların mutlaka devreye girip, yapı üretim sürecinde mutlaka az evvel adı sayılan ekiplerle birlikte ortaklaşa çalışması, gerekli olan noktalarda genel şemalarda işlev çözümleri, mekan çözümlerinde; kapıların, prizlerin yerleri, bir örnek proje varsa, burada nasıl mobilyaların yerleşeceği, yer malzemesi, tavan malzemesi, aydınlatmanın yeri, bunların hepsinin planlanarak, içmimar tarafından planlanarak çizilmesi, üretim sürecindeki bu ekonomik kaybın önüne geçecektir. Bu noktada içmimarlar acaba yeterli midir? Bu soru çok öne çıkıyor. İçmimarlar yeterlidir, içmimarlar zaten bunun üzerine eğitim almaktadırlar. Bir mekanı yerleştirmek, mekanı işleve, isteğe ve gereksinimlere uygun yerleştirmek, kişiye özel üretimler yapmak, zaten içmimarın başlıca görevlerinden biri. Peki içmimarlar bunu istiyorlar mı? Burası kritik bir soru. Bu soruya cevap veremiyorum. Bu soruya niçin cevap veremiyorum? Çünkü bir içmimar mezun olduğu zaman yasa gereği, anayasanın 135. Maddesine bağlı olarak, ilk görevi meslek odasına üye olması. Yasal bir zorunluluk. Peki oluyorlar mı? Olmuyorlar. Peki içmimarlar bu anlamda yetki istiyorlar mı? Bana sorarsanız hayır istemiyorlar. Onlar kontrolsüz bir sektörde, kontrolsüz yapılan bir sektörde, herkesin yaptığı gibi işlerini ortaya koyarak bir şeyler üretip hayatlarını idame ettirmek istiyorlar diye düşünüyorum. Katı bir görüştür ama yasal zorunluluğu olan bir şeyi yapmayıp, denetimsiz bir sektör içinde bunu icraa etmelerini ben ancak böyle yorumluyorum. Ne yapılabilinir? Eğer içmimarlar, yapı üretim sürecinde hak sahibi olmak istiyorlarsa yapmaları gereken bulundukları şehirdeki içmimarlar odasının şubelerine başvurarak önce kayıt olmaları gerekiyor. Ancak bundan sonra odanın verdiği hizmetlerden yararlanma şansları var. Bugün beyefendinin söylemiş olduğu, yapı üretim sürecindeki her meslek grubundan kişi bu projeye imza atarken öncelikle meslek odasına üye olup olmadıklarını soruyorlar. Peki meslek odasına üye miyiz? Değiliz. O zaman böyle bir hak iddia etme şansımız yok. Diğer taraftan bakalım. Meslek odası acaba gerekli çalışmaları yapmakta mı? Eski başkanlarımızdan da burada olanlar var. Bununla ilgili her türlü girişim yapılmıştır. Önemli bir engelle karşılaşılmaktadır, içmimarlar odasının yeterli üyesi yoktur. Dolayısıyla yeterli üyesi olmayan bir oda için biz bu hakkı sağlamalıyız mı diye soruyolar. Bu sadece İstanbul için geçerli değil, Ankara, İzmir, Antalya vs. bütün şehirler olduğu kadar Mardin, Van, Kars, Artvin, Trabzon, buralardaki odalarda da yeterli içmimar sayısı bulunması gerekiyor ki, yapı üretim sürecinde içmimarlar bir etken rol alabilsinler. Son bir karşı dönüşü sorgulayarak gidelim, peki oda bizim için ne yaptı diye sorduklarında, oda sizin için bunları yapıyor, siz oda için ne yapıyorsunuz? Ya ben oda için çalışmam, onlar benden para alıyorlar bir sene boyunca gibi bir kısır döngü içine giriliyor. Bu sorgulama bence ilk önce içmimarlık mesleğine zarar veren bir sorgulama. Bir meslek adamının dünya yüzeyindeki her yerde, mezun olduğu andan itibaren meslek odasına üye olmak hak ve yetkilerini ve ne önemlisi ünvanın kullanım hakkını meslek odasından almak ve onları da piyasada uygun koşullarda, meslek ahlakı ve meslek etiği çerçevesinde icraa etmektir. Bunun için zaten gerekli altyapı içmimarlar odası tarafından yapılmıştır. Türk Mühendis ve Mimarlar Odalar Birliği de bu anlamdaki çalışmalarını sürdürmektedir. Şehircilik Bakanlığımız da benzer bir şekilde bu çalışmaların altyapısını hazırlamaktadır. Başkanım uygun görürseniz mesleki yeterlilik kavramı ve ünvan kullanımıyla ilgili de daha sonra tekrar söz alabilirim.

Taner Gültekin: Teşekkür ederim ben de. Şimdi biliyorsunuz içmimarlar mekanlarda o mekanı kullanacak insanlar için en uygun alanları yaratmak ve bunları fonksiyonel açıdan eşya-insan ilişkisi onemsenerek, renk, malzeme, ışık değerleri ve ses gibi birtakım çok önemli noktalarıda biraraya getirererek bir gorsel estetik kavramına girilmekte. Biliyorsunuz ki, estetiğin herkesin çok rahatlıkla başarabilecegi bir tarz, bir üslup, bir yetenek olmadığını sizler de biliyorsunuz. Bu konuda meslekteki özellikle iç mekanlardaki estetik konusuyla ilgili Ceren hanım siz ne düşünürsünüz? Bu konuyla ilgili olarak bir öğretim üyesi olarak neler söylemek isterseniz? Estetik çünkü sadece proporsiyonlar değil, onun dışındaki yaşam mekanlarındaki ornegin engelliler için de birtakım yasam kolayligini saglayacak duzenlemelerde de estetik kavramlar vardır. Herkes icin Kullanımda fonksiyonlar ve bir cok estetik  detaylar  vardır. Bir öğretim üyesi olarak ve piyasada da iyi işler yapan firma sahibi olarak  bu konuda ne düşünürsünüz?

Ceren Polat: Şimdi estetik kavramı deyince genelde ben ilk okula girdiğimde, hatta okuldan önceydi bir hocamla birlikte çalışırken, hep söylenen söz vardır, renkler ve zevkler tartışılmaz diye. “Hayır efendim, tartışılır” demişti. Eğitimli insanlar, estetiğin ne olması gerektiğini bilen insanlar bunu tartışması gereken insanlardır. Ve bu tartışılır, zevk ayrı bir şey. Estetik kavramıysa çok farklı. Şimdi biz tasarımcı olarak, içmimar olarak evet ama sonuçta bir tasarımcıyız ve tasarımcı olmamız bekleniyor bizden. Bir şeyleri tekrar ederek, onların üstünden geçerek değil, varolan şeyleri daha güzel bir şekilde ortaya çıkarmaktır aslında tasarımcının görevi. Ve diğerlerinden farkı da burada ortaya çıkar zaten. Bunu nasıl dışa vurduğu ve bildiğiyle alakalıdır. Bazı şarkılarda da öyle değil midir? Hani hepimiz aynı duyguyu hissederiz ama o şarkıyı dinlediğimizde ben bunu daha önce nasıl böyle ifade edemedim diye düşünürüz. Evet hepimiz aynı hissi hissediyoruz ama bunu nasıl ortaya çıkaramadık? Eğitimini alarak bu meslek sıfatına sahip bir içmimarın, kullanıcının ihtiyaçlarını gözönünde bulundurarak fonksiyonel açıdan tüm ihtiyaçları yerine getirdikten sonra estetiksel açıdan bunu tamamlayabilmesidir. Ne fonksiyona tamamen yönlendirilmiş bir tasarım, ne de estetik açıdan muhteşem göze ve duyuya hitap eden bir tasarım. Fonksiyonla estetik kesinlikle birlikte aynı yolda yürümeli. Ve ikisinin de aynı eşdeğerde olması gerektiğine inanıyorum. Taner beyin de dediği gibi eğer estetik açıdan baktığımızda fonksiyonları gözönünde bulundurmuyorsak o zaman biz bir anda insanların kabiliyetlerini unutmaya başlıyoruz. Herkes çok sağlıklı değil. Herkes aynı yaşta değil. Herkes aynı vücut ölçülerine sahip değil, herkes aynı cinsiyette değil. Bunların hepsinin yapabilirletisi var. Bu nedenle de fonksiyonları yerine getirmekte pek çok kullanıcıyı düşünmemiz gerekiyor. Özürlüler, çocuklar, yaşlılar vs… Onunla birlikte, bunların aynı zamanda estetiksel açıdan da o projeyi, o tasarımı tamamlaması gerekiyor. 18. Yüzyıla kadar estetikle ilgili çok ciddi bir çalışma da yok. Yani estetiğin ele alındığı ve bu konunun tartışıldığı çok bir platform da yok. O zamana kadar tamamen şaşayı, tabii çok eski çağlara bakarsak, insanlar önce barınmak için, kendilerini hayvanlardan, düşmanlardan korumak için yapılmış olan yapılara doğru giderken, daha sonra kendi varlıklarını, kendi kültürlerini, kendi toplumlarını diğerlerine gösterebilmek için mimariye girmişler. Ve tüm bu yapılar, günümüze dönüp baktığımızda o muhteşem yapılara n’oldu diye bizde soruyoruz. Hani bugün neden bir Mimar Sinan’ın yapıları gibi yapılar yok? Neden o büyük yapılara, o tamamiyle herşeyi düşünülmüş yapılara ne oldu diye soruyoruz. Çok basit bir şey. Yani cidden çok basit bir şey, bir klima düşünülmeden binalar hala teslim ediliyor. Daha sonra işte, eğer iyi bir yönetime denk geldiyse o site, o apartman, o konut, klimayı nereye takacağınızı söylüyorlar, fakat tamamen sıfırdan size teslim edilmiş bir iç mekanı yıkıyoruz, kırıyoruz, işte o boruları nasıl saklayacağımızı düşünüyoruz. Halbuki çok basit bir şey ve totalde maliyeti çok düşük ama bunun hesaplanıp, klima takılması gerekmez onu kullanıcı takabilir, ama tıpkı kombinin yerinin nerede olduğu belli olduğu gibi bir klimanın ya da bir televizyonun nereye takılacağı ve tesisatının geçmesi gereken yerin basit bir kapakla kapatılması, kullanıcının gelip onu oraya takması, çok basit şeyler bunlar. Tabelalar yine aynı şekilde. Gelişi güzel çok kötü görüntü kirliliğine neden olan şeyler bunlar. Bir mekanı tasarlarken harika tasarımlar yapıyoruz. Öğrenci projelerinde de zaten bunu görüyoruz. Öğrenci projelerinin çoğu boştur, teşrifsizdir, ya da teşrif yapılmışsa bile içine konulan yani kullanılacak malzeme konulmamıştır. Bir kitabevi tasarlar öğrenci, içine kitap koymaz. Biz mekanı içindeki herşeyle değerlendirmek zorundayız. İçi boş mekanlar, kullanıcı olmayan mekanlar, ve tamamiyle, üstüne basa basa söylüyorum, tam anlamıyla, eksiksiz çözümlenmiş olması gerekiyor. İşte burada eğitimin önemi ortaya çıkıyor. Biz içmimar olarak, mesleğimizle ilgili olarak, mesela ben çok basit bir örnek vereceğim, benim bugüne kadar en çok tatmin olduğum ve keyifle çalıştığım projeler, projenin mimarıyla birlikte yürüttüğüm projelerdir. Aynı anda başladık, temel atımından itibaren birlikte başladık, kullanıcının ihtiyaçlarına göre binayı şekillendirdik, değerlendirdik. O zaman dış cepheden bakıldığında ne kadar güzel bir bina denilirken, aynı zamanda ben giyinme odasının penceresiz olmasını da sağlatabildim. Yoksa tamamen panjurları kapatılmış, kör pencerelerle dolu bir giyinme odası yaratmak zorunda kalmadım. Sadece dış cephe simetrik olacak diye. Ona göre dış cephe belirlendi. Ona göre en basitinden bir mutfağın, evyesi pencereye ortalandı. Bunlar çok basit detaylar gibi görünüyor ama kullanıcınn hayatında çok önemli yeri var.

Taner Gültekin: – Buyrun.

Funda Ürük: Aslında estetik derken Ceren hocamızın da bahsettiği, çok güzel şeylere değindiniz. Mesela soyunma odası dediniz, benim de tabii önüme gelen projelerden de görüyorum, dışarda yaptığım işlerden de karşıma çıkıyor. Bir soyunma odası var, koridordan geçiyorsunuz ve banyoyla karşılaşıyorsunuz. Yani ben onu çizen öğrencilerimize diyorum ki, n’apacaksınız bu adamı burada boğulmaya mı sokuyorsunuz diyorum buraya soyunma odasına. Yani karanlık ve yaşamayan mekanlar. Aynı şey mutfakta da geçerli. Biraz önce Burak hocam konuşurken aklıma geldi. Yatak odasının teşrifatından bahsediyoruz. Mesela otel odalarında nasıldır? Yatağa yatarız ve hemen yanımızda düğmelerimiz vardır değil mi? Hemen, kalkmadan girişteki ışığı kapatırız, tüm mekanın aydınlatmasını oradan yaparız. Otel odasını manası nedir? Ev konforunun biraz daha genişletilmiş konforlu halidir. Ama maalesef şimdi yeni yapılan konutlarda çok azında vardır, bu belki de yoktur. Çünkü ben hiç görmedim ama ben iç dekorasyonunu yaptığım mekanlarda, ben yatağın kenarında komatörler koyuyorum. Çünkü yok. Son derece ters bir şey. Ama bunu biliyor muyuz, biliyoruz, yapıyor muyuz, yapmıyoruz. Neden yapmıyoruz? Çünkü aslında biraz da maliyetler işin içine giriyor gibime geliyor, yani o inşaat maliyetleri giriyor işin içine. Yani ben öyle diye düşünüyorum. Belli bir ücretlendirme var. O ücretlendirme içerisinden işte şunu kullanacaksınız, bunu kullanacaksınız, bir kaç fazla bir şey kullanırsa sayılar artıyor, sayılar arttığında rakamlar yukarı çıkıyor. Belki de bunlardan dolayı mıdır, bazı şeyleri kısmaya başlanıyor. Bilmiyorum belki Nazmi bey bu konu hakkında biraz daha bilgi verir, ama mantık olarak eğer doğru mekanlar tasarlamak istiyorsak yaşanır mekanlar tasarlamak istiyorsak estetik çok doğru fakat estetiği bir de ters algılayanlar var. Ben şöyle düşünüyorum, işte bir bayan süsleniyor, ama iç organları iflas olmuş. Yani sadece süs gibi. Ama sadece süs değil olay. Bizim hep dersini verdiğimiz bir sistem vardır. Yani artık ben çocukların beyinlerine kazımaya çalışıyorum bunu. Mimarlıkta, Mimar Sinan’da onu bize vermişlerdi; Form, fonksiyon ve estetik. Bu üçü triangle diyorum, üçgen yani, birleştiği zaman bir doğru tasarım olur. Doğru tasarım yapması için herhangi biri eksik olduğunda masanın ayağının kısa gelmesi gibi bir şey bu. Masa ayağı kısa gelirse o fonksiyonunu uygulamaz. Estetik de bu. Ama doğru yerde doğru estetiği koymak. Yapmak olmak için değil. Hatta yine belki öğrencilerden örnek vereceğim ama soruyoruz niye yaptın diye, “Güzel geldi hocam” diyor. Güzel gelsin diye bir şey yapmıyoruz biz. Biz doğru yerde doğru işi yapmaya çalışıyoruz. Yani eğer bu şekilde bakılırsa ve bir de inşaat sektöründe doğru konumlanma olursa, bu sanırım ama Burak hocanın da dediği gibi sayıyla ilgili. Eğer her öğrenci mezun olduktan sonra içmimarlar odasına kayıt olduğunda, bu sefer sayılar yükselecek. Sayı yükseldiğinde de söz hakkı alma sahibi olacaksınız. Ha tamam içmimarlar sayısı çok o zaman biz bunları yönetmeye koyalım beraber çalışsınlar diyecekler. Bakıyorlar sayı az, gerek yok demek ki. O zaman n’apılıyor? Maalesef sadece mimarlar çalışıyor ama doğru donanımlı mimarlar çalışıyor mu onu bilmiyorum artık.

Taner Gültekin: Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Ama süremizin azalıyor olmasından dolayı, ben konuyu biraz toparlamak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi yapılar çok hızlı ilerliyor. Özellikle İstanbul’da, Türkiye’nin bir çok yerinde olduğu gibi, hem kentsel dönüşüm açısından yapıların hızlı bir şekilde ilerlemesi hem de birtakım yapıların şu andaki kullanıcılarını bekliyor olması ve kullanıcıların tercih hakkını kullanırken nelere dikkat etmesi gerektiğini vurgulamak,bu disgorunusleri heybetli catilar altinda olunba cabasi, bir bakima bireylerin kimlik arayışı gibi geliyor bana. Acaba satın alcak kişiler, belirli bir yüksek bina isteğinden mi yoksa,o marka altında orada bulunmanın artı değerini mi yaşayacaklar, yoksa o yapilarin içindeki mekanların daha rahat daha konforlu, biraz önce de değindiğimiz gibi estetik açıdan olması konusunda bu işe yatırımda bulunup ve bunu da artı değere(ranta) dönüştürmeyimi düşünecekler?, özellikle siz Nazmi bey, meslek İNDER başkanı olarak ne düşünürsünüz?

Nazmi Durbakayım: Şimdi sayın konuşmacıların değindiği noktalar gerçekler. Ancak şu anda Türkiye’deki inşaat sektörü ne durumda, onu da iyi izlemek lazım. Bugün şimdi büyük firmaların yapmış olduğu projelerde, sizlerin endişe ettiğiniz problemler yaşanmıyor. Çünkü bu projeler büyük projeler, bir mekanı tasarlarken buradaki amacına uygun olarak bütün donanımları, yani elektrik tesisatı, su tesisatı, aydınlatması, bunlar düşünülüyor ve shaftlar şeklinde artık yani biz oralara geldik. Lütfen yapılmış olan projelerin son hallerini bir görün.

Funda Ürük: Belki sizinki olabilir. Ama benim bizzat şahit olduğum bir proje var, ismini söylemek istemiyorum, reklam olmasın. Ama ciddi sorunlar yaşadım ve işim bir ay aksadı.

Nazmi Durbakayım: Şimdi ben o noktaya geleceğim. Tabii ki bu noktaya gelmek, bir anda olacak diye bir şey yok. Yani burnumuzu oynatıp da o fasla geçemeyiz. Bakın biz nerelerden buraya geldik. Ve biraz evvel bir tarih verdim, 2004 dedim. 2004’ten bu yana 9 sene geçti. 9 senede geldiğimiz nokta şu anda büyük projelerin yüzde 70’i benim dediğim şekilde. %30’u sizin dediğiniz gibi. Şimdi bunu kim denetleyecek? Tüketici. Burada biz ne söylersek söyleyelim, tüketici malı alırken, bu farklılığı görmediği takdirde, tercihlerini o yönde yapmadığı takdirde, eğer o firmalar hala mal satabiliyorsa bu çarpık yapılaşmaya hizmet edeceklerdir. Çünkü şimdi bir ev hanımının en büyük zevki, salonun formunu 2-3 senede bir değiştirmektir. Televizyon oraya gider, koltuk buraya gider falan. Şimdi bizlerin görevleri nedir? Burada uzatma kablolarıyla değil, bu yerleşim değişince TV’nin prizini bulmalı orada. Yani bir salonda büyüklüğüne göre, 2 veya 3 alternatifli yerleşime göre donanım olması lazım. Bugün kapıyı açtığınız vakit, küt diye radyatöre çarpıyorsa bu olmaz. Bunlar bu devirde bitti. Bu ancak % 30 olan o kısım da kaldı. Ve bunu da düzeltmek yine tüketicisinin elinde. O çeşit yapılmış malları almayacaklar ve onlar da mecbur kalacaklar. Bakın ben kendimden örnek vermek istemem, sevmem ama sektöre ilk girdiğimde yaptığım şantiyelerin etrafını çevirdim. Bunları boyadım, oraya bir form verdim, bir baktım, biraz ilerde sokakta yeni başlayan bir inşaatta ona yakın bir form. Yani burada iyi bir şeyler yapmaya başladığınız vakit, emin olun diğerleri takip ediyor. Eğer burada bunun mecbur olduğunu hissederse. Tabii şimdi burada yeni yapılanlarda bu kolay, daha hızlı ilerlenebiliyor. Şimdi önümüzde kentsel dönüşüm var, afet yasası. Esas biz meslek grupları olarak bu noktaya eğilmemiz lazım, çünkü burada eski alışkanlıkları olan mülk sahipleri de burada yaşayacak, ve burada yeni binalar olacak, ve yeni anlayışlar, yeni düzenlemeler gelecek. Şimdi dolayısıyla, biz bu modelleri doğru olan modelleri anlatmamız lazım. Bugün birtakım alışkanlıklar vardır kullanırken, mesela küçük tuvalet. Küçük tuvaletler yapılır ve depo olurdu. Biz bu alışkanlığı kaldırdık. Yani bir tuvalet varsa ve bu adam gibi tuvalet olarak kullanılabiliyorsa yapılsın, ama tutup yarın depo olacak olmasın. Bugün sürgü kapı korkulan bir şeydi. O kadar detay gelişti ki, çok rahatlıkla yapılabiliyor. Ve bunları şimdi o tutucu kesim alışmamış, “Aman istemem”, ya bir kere dene bir gör, değiştiririm, şeklinde oralara getirmemiz lazım. Bir de onların tabii yeni yapılan binalardaki yaşayacakları nüfus nedir? Şimdi biz Türkiye’de konut dediğimiz vakit, 135 m2, 3+1 idi. Şimdi biz 1+1, home office anlayışında bugünlere gelindi. Artık daha ekonomik mekanlarda yaşanabiliyor. Bir de eşyaların universal olmasına doğru bir yol açıldı. Artık yani bir mekanda hem yaşanabiliyor, hem çalışılabiliyor, farklı amaçlarla da kullanılabiliyor. Dolayısıyla eşyaları bu anlamda biz örneklersek, örnek daireler yaparsak, dolayısıyla kişiler de bunu görüp benimseyeceklerdir. Bu kentsel dönüşüm olan bölgelerde bizler birer numune yapıp bunu benimseyebiliriz. Bizle büyük projelerde hep bir numune daire yapıyoruz, içini donatıyoruz ve bu şekile insanlara gösteriyoruz. Perdesiyle, detayıyla, kulpuyla, aksesuarıyla. Şimdi bir bölgede kentsel dönüşüm yapılmışsa ve orada bir kentsel dönüşüm varsa böyle bir şey yapmanız mümkün değil. Muhtelif orada projeler var. Ancak burada ilgili belediyelerden ve ilgili kuruluşlardan sponsor bulmak koşuşuyla bir model ev yapılıp burada bir yeni yaşama bir örnek teşkil edilebilir. Yani burada tabii ki kullanıcıyı yönlendirmeden bir şeyleri dayatmak mümkün değil. Çünkü zaman içinde görüyorsunuz sizing hayır dediklerinize onlar olmazsa olmaz noktasına geliyor. Şimdi bizim mesleklerimizi yani bugün deprem inşaat mühendislerinin gerekli olduğunu, olmazsa olmaz olduğunu artık halk bunu anladı. Çünkü herkes inşaat mühendisiydi, herkes bina yapabiliyordu. Şimdi mimarlık da çok basit bir şey, herkes yapabiliyor, kalem kağıdı alan, içmimarlık hele hiç esamesi okunmuyor ama devlet de burada rolünü oynayıp da eğer feasible planlar yapılmıyorsa, doğru yerleştirilmiyorsa fazla vergi alabilir. Yani burada gerek yasalarla, gerek alışkanlıkları değiştirmek suretiyle, gerekse bunun PR’ını yapmak suretiyle bunu oturtmamız lazım. Biz 2004’ten beri konut sektöründe belli bir mesafeyi katettiğimizi zannediyoruz, tüketiciyi bilinçlendirdik, tüketiciye geldiği vakit, kullanacağı dairenin fonksiyonları nedir diye sorgulamasını öğrettik. Bir başka projeye gittiği vakit, “A falan yerde bu böyleydi, burada bu yok” diye tenkidini koyuyor. Onlar da düzeltmek mecburiyetinde kalıyor.

Funda Ürük: Nazmi bey, bir de içmimarlar tabii ki belki de sizin ofislerinizde proje aşamasında çalışıyorlar ama bence uygulama aşamasında da girmeleri lazım. Çünkü yapıda estetik diyoruz ya. Mimarlar biraz da estetik derken mimari yapılar yapıyorlar ama içmimarlar daha bir detaya kadar iniyorlar. Uygulama aşamasında da kontrollerde bulundukları zaman sanırım yanlış uygulamalardan, çünkü benim başıma öyle çok geldi. Bir balkon yapılmış, ciddi bir proje çok büyük rakamlara satılmış hatta, balkon yapılmış, balkonu teras yapılmış, terasta çimen var. Çimlendirilmiş. Ve ciddi bir sorunla, içten de sulama yapılıyor tabii o çimenler. Ben 2 ay boyunca evin içine giremedim. Bir yerden su içeriye giriyor. Boya yapıyorsunuz tekrardan kusuyor. Yani belki uygulama aşamasında da işçileri kontrolde içmimarlar bulunursa bu eksilerden de kurtulabiliriz.

Nazmi Durbakayım: Şimdi efendim biraz evvel söylediğim % 70’i bu halde dedim ya büyük projelerin, olmazsa olmazı, bizim projelerimizde içmimar teslime kadar görevli, hatta teslim eden ekibin içinde muhakkak ki muhakkak içmimar var.

Funda Ürük: Çok güzel o zaman, harika!

Nazmi Durbakayım: Çünkü orada o cevap verecek. Çünkü bugün öyle bataryalar var ki, siz bunun nasıl çalıştığını ilk anda çözemiyorsunuz, yani bunlar da var. Bir içmimar olduğunda bunu daha rahat izah edebiliyor.

Funda Ürük: Yani birebir detaya kadar inebiliyorlar içmimarlar. Eğitimde de onu vermeye çalışıyoruz.

Taner Gültekin: Peki,.. Evet çok teşekkür ederim. Ben konuyu artık toparlayacağım, özellikle içmimarların sektörde çalışırken, yada sektorun ise alacaklari içmimarları seçerken nelere dikkat etmeleri lazım? İçmimarlar bu  ünvana sahip olan kişiler kimlerdir? ve bu ünvanın doğru yerden, doğru şekilde alınıp tescil edilmesi, mesleki ihtisasın alınması ve aynı zamanda da mesleki yeterlilikle beraber bunun sektör içersindeki ve odamızla bağlantısi bakimindan Burak bey’den de son bir cevap rica ediyorum. Toparlayacağız cok kisa lütfen.

Burak Kaptan: Çok kısa olmak şartıyla değil mi başkan? (Gülüyor) Şimdi bu konu 3 saatlik bir konu. Yaklaşık 1998’den beri üzerine çalıştığım bir konu. İnşaat mühendisleri, makine mühendisleri, elektrik mühendislerinin belirli bir noktaya getirdiği bir konu.  Mesleki yeterlilik kavramıyla karşılık buluyor. Bolonya süreciyle akademik ayağı bunun tamamlanmak üzere ama sürekli geriye atıldığı için son tarihi 2015 olarak tanımlanıyor. 2015 dediğimizde üniversitelerdeki eğitim programları, diploma ekleri, Avrupa kredi transfer sistemleri gibi birtakım yapıların tamamlanacağı ve buna uygun olarak burada eğitim gören meslektaşlarımızın diploma alacağı ön görülüyor. Bu aşamadan sonra belki farketmişsinizdir, belki de yeni mezun arkadaşlar farkedecek, diplomalarımızda artık, “İçmimarlık bölümünü bitirmiştir” ibaresi yer alıyor. İçmimarlık ünvanını almaya hak kazanmış, hak ve yetkilerini kullanmaya yetkilidir gibi bir ibare yer almıyor. Dolayısıyla bölümü bitirmiş olmanız, bu mesleği yapacağınız anlamına gelmemekte. 2015’ten sonra her meslek alanında olduğu gibi içmimarlık alanı da, çalışalacak olan, profesyonel hayatı biçimlendirecek meslek odası bunun çalışmaları içinde. Dolayısıyla siz içmimarlık ünvanını alarak bunun hak ve yetkilerini kullanmak istiyorsanız, meslek odasına öncelikle üye olmanız gerekecek. Bu da yetmeyecek, mesleki yeterlilik kurumu kuruldu, bu sektörde çalışmak isteyenler belirli periyotlarda ÖSYM’nin hazırlamış olduğu sınavlara girerek çalışma vizesi alacaklar, ve bu mesleği yaptığınız sürece devam edecek olan bir silsileyi başlatacak. Eğer bunlara girmek istemiyorsanız o zaman bulunduğunuz alanda aktivite gerçekleştiremeyeceksiniz, bu 2015 ve sonrası ucu açık, ne zaman tamamlanacağı belli olmayan, bir düzenleme ama bunun akademik ayağı tamamlanmak üzere, profesyonel ayağı da tamamlanacak. Dolayısıyla bu sektörde çalışacak kişilerin belirli niteliklere sahip olması, en az ölçütlerde yapmış olduğu işin belirli bir kalite düzeyinde olması, bununla ilgili yapılan hizmet sunumunun yine belirli bir kalitede gerçekleştirilebilmesi, mesle ahlakına uygunluğu etik değerlerle bilikte bunun bir şekilde yürütülmesi, meslek odasının takibine kalıyor. Ve bu bir akreditasyon yöntemi şeklinde hem üniversitelere hem de meslek odasına, hem de işverenlere, hem de işveren dediğimiz tasarım ofislerine, hem de tasarım ofislerinde bu işleri yapacak olan kişilerin akreditasyonunu gerektiriyor. Bununla ilgili Türkiye nasıl bir düzenleme yapacak, nasıl bir düzenleme içine girecek, bu yakın zamanda zaten karşımıza gelecek. Ama üniversite kısmı tamamlanmak üzere. Şimdi son noktada ben ufak bir şeyler daha söylemek istiyorum. İçmimarlık mesleği gerçekten özel bir meslektir. Bizim çalışma alanlarımız serbest içmimarlık mesleği yönetmeliğiyle belirlenmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır. Hangi alanlarda içmimarların hizmet sunacağı da aynı yönetmeliğin 6. Maddesinde tanımlanmıştır. Dolayısıyla bizim çalışma alanlarımız bunlardır. Bu çerçevede içmimarların hizmet sunması beklenir. Eğer sunamıyorsak bu bir eksikliktir, tamamlama yönüne gidilebilir. Ancak şu önemli bir nokta; bizim mesleğimizi herkes yapıyor görüşü, işte bu meslek grubu yapıyor, işte ev hanımı da yapıyor, işte mobilyacı da yapıyor, yapabilir. Bundan kurtulmanın tek yöntemi, meslek alanımızın meslek adamları tarafından, yani bizzat kendilerimiz tarafından sahip çıkılan bir meslek odasının biçimlendirmesi, yasa ve yönetmeliklerini içmimarlığın olması gerektiği gibi değerleri aksettirerek yapması gerekmekte. Eğer bu şekilde olmazsa ne olur? Herkes istediği biçimde bu meslek alanında çalışabilir. Ve hiçbir kontrol yoktur. İşte kritik nokta bundan sonra başlıyor. Hiçbir kontrol olmadığı için. İçmimarlık uygulamalarında yapılabilecek en ufak hata insan hayatını tehlikeye düşürecektir ve kontrolsüz bir sektörde insan hayatına bir zarar geldiği zaman, bu işin sorumluluğu kimsede olmayacaktır. Bu sorumluluğun tasarlayan ve uygulayan kişiye ait olmasının tek yolu, bu sorumluluğun ait olan kişilere yasa ve yönetmeliklerle verilmesidir. Dolayısıyla tasarladığımız projelerin, ister yapı-üretim sürecinde bir parça olsun, isterse de butik çalışmalar şeklinde kişiye özel üretimler olsun, içmimarlar tarafından sorumluluğun alınarak, tasarlanması ve uygulanmasıdır. Teşekkürler başkanım.

Taner Gültekin: Tum katilimcilara Ben de çok teşekkür ederim. Hepinizin, değerli katılımlari ve şahıslarınizda İNDER’e, özellikle Gelişim Üniversitesi’ne, Yaşar Üniversitesi’ne ve aynı zamanda da Anadolu Üniversitesi’yle beraber İçMimarlar Odası Merkezi’ne de çok teşekkür ediyorum ve diliyoruz ki, bütün bu çalışmalarımız sonuca ulaşsın. Gerek meslektaşlarımıza, gerek inşaat sektörüne, gerekse de bu fuarı organize edip bize değerli desteklerine kisaca Alman ekolu ile Türk ekolünü birleştirip  sunma imkanini sagladiklari icin Domotex fuarının değerli yetkililerine de bir kere daha teşekkür ediyorum. Sağolsunlar!

(Alkışlar)