ZGF 2013 Tüm Metni

Ufuk Altıntop, Hannover Fairs Turkey Genel Müdür Yardımcısı: “Değerli konuşmacılar, değerli konuklar, ORSİAD gazetesi GET DIŞ Ticaret ve Hannover Messe ortaklaşa olarak düzenlenen ZEMİNİN GELECEĞİ FORUMU’nun 2.sine hoşgeldiniz! Bugün tek tek konuşmacılarımızı size anons edeceğim, çok değerli konuşmacılarımız bizle beraberler. Geçen sene fuar sırasında, üst katta yapmıştık bu forumu ve bu sene fuayede gerçekleştiriyoruz. Bunun amacı da, ilgilenenen kişilerin bazen lokasyondan kaynaklı bulmaları zor olabildiğinden bu yeri seçtik. Bundan sonra tüm fuarlarımızda da, fuayeyi ana lokasyon olarak seçtik ve diğer fuarlarımızda da bu çok verimli olarak geçiyor.

Bugün özellikle EGGER Perakende Ürünleri Şirketi’ne teşekkür etmek istiyoruz, foruma sponsor oldukları için. Forum konusu olarak; PARKE SEKTÖRÜNE ULUSLARARASI BAKIŞ olarak belirlenmişti ve bu konuyla ilgili konuşmacılarımız kimler, onlara geçmeden önce,

Sayın Naci Güngör, İstanbul Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi, ‘Çok teşekkür ediyoruz bugün moderatörlük yaptığınız için’.

Konuşmacılarımız arasında;

İsmail Hakkı Yıldız, Yıldız Entegre Ağaç Sanayi ve Tic.A.Ş. Yön. Kurulu Üyesi,

Ahmet Çetinkaya, Kastamonu Entegre A.Ş. Parke Satış Müdürü,

Peter H. Meyer, EPLF Avrupa Laminat Parke Üreticileri Direktörü,

Francois Sougnez, FEP Parke Sanayi Avrupa Federasyonu Genel Sekreteri,

Rick Barrett, NWFA National Wood Flooring Association Temsilci Üyesi, Midwest Hardwood Co. İhracat Satış Müdürü,

Kamil Deniz Özel, EGGER Perakende Ürünleri Türkiye, İran ve Azerbaycan Satış Müdürü

bulunuyor. Hepinize tekrar çok teşekkür ediyoruz burada bulunduğunuz için! Bugün burada özellikle parke sektörünün duayenleri birarada ve gelecekte neler olacak onu değerlendirecekler. Aslında fuar alanında bir çok ürünleri görme şansına sahipsiniz ama sektörün içindeki kişiler bugün, sektörün geleceğini tartışacaklar ve bugünkü durumunu ve diğer konuları değerlendirecekler. Ben aslında sözümü fazla uzatmadan Naci beye bırakmak istiyorum. Çok teşekkürler  ve iyi günler hepinize!”

Naci Güngör: Çok teşekkür ederim. Bugünkü 3 ana başlığımız “Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim”, “Sürdürülebilir İstihdam” ve “Sektörün Geleceği” sizlerin de bildiğiniz gibi. Türkiye’nin son yıllarda, özellikle laminant parkede dünyanın önde gelen üreticileri arasında olması, kapasite olarak 3. Sıraya yükselmesi ve pazar büyüklüğü olarak da dünyada 2. Sırada yer alması sebepleriyle, Türkiye’nin önemini bu sektörde ciddi bir şekilde ön plana çıkardı. Ve yerli üreticilerin çok büyük kapasiteleri olmasına karşın, yabancı oyuncular da Türkiye pazarından pay almak için harekete geçtiler. Bu bağlamda bu yıl, burada bir olarak sektörün geleceğini, kısa bir süre içerisinde tartışacağız burada misafirlerimizle. Ben sözü fazla uzatmadan, hızlıca sorularıma geçiyorum, süremiz kısıtlı olduğundan. İlk sorumuz; Sürdürülebilir üretim ve tüketim nedir? Sürdürülebilir üretim ve tüketime neden ihtiyaç duyuyoruz ?

Peter Meyer: Çok teşekkürler. Öncelikle, organizasyon sahiplerine ve fuar firmasına biz EPLF’yi davet ettikleri için teşekkürlerimi sunmak isterim. EPLF bildiğiniz gibi Avrupa Laminat Parke Üreticileri Birliği’nin kısaltması. Ve en kötü zamanlar da, Türkiye’nin bu Avrupa kısmına ait olup olmadığının netlik kazanmadığı zamanlardı. Fakat bu arada, karar verildi ki, Türkiye kesinlikle Avrupa’nın da bir parçasıdır ve biz de dernek olarak böylesine güçlü bir ülkeyi ve kuvvetli firmaları üyelerimiz arasında görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Sorunuzla ilgili olarak öncelikle ‘sürdürülebilirlik’ kavramına değinmek istiyorum. Çünkü gerçekten şu sıralar bu terimi kullanmak moda oldu ve bazen bunu kullananların tam anlamını dahi bilmeden kullandıklarını düşünüyorum. Açıkcası 80’lerden bugüne net bir terim bu. 1986 yılında, BM tarafından kurulan bir komisyon ki, o dönemin Norveç Başbakanı Bayan Burtland başkanıydı, bu terim kullanıldı. Şimdiyse daha net bir tanımlamamız var ve sürdürülebilirliğin anlamını tam kavramamız gerekiyor. Sürdürülebilirliğin üç boyutu var. Bir tanesi ekonomik ki bu çoğunlukla unutuluyor. Tabii bunun yanı sıra, çevresel ve sosyal boyutları var. Bu üç yön birlikte sürdürülebilirliği temsil ediyorlar. Sürdürülebilir üretim ve tüketim gelecek için çok önemli çünkü yaşanılacak bir dünya ve gezegen bırakmamız gerekiyor gelecek nesillere. Ana nokta bu ve benim bakış açımdan, ne yaparsak yapalım sürdürülebilirliği düşünmeliyiz ve unutmamalıyız ki bu sadece çevresel anlamla sınırlı değil. Tabii ki bazen sadece çevreci anlamda kullanılıyor ama sosyal ve ekonomik boyutları da var.

Naci Güngör: İkinci sorumuz; Üretim yani arz ne durumdadır? Kapasite kullanım oranları hangi seviyededir? Bay Meyer bu soruyu da öncelikle size sormak istiyoruz, daha sonra diğer konuşmacılarımıza yönelteceğiz. Dünya genelinde son üç yıla bakacak olursa kapasite kullanım oranları nedir? (2011, 2012, 2013 Avrupa-Asya-Amerika için)

Peter Meyer: Son üç yıldır durgunluk dönemi söz konusu. Soruyu biraz değiştirip öncelikle üretimden bahsetmek, daha sonra kapasite konusuna değinmek istiyorum. Üyelerimizden olan ve kağıt üretimcisi Munksjö firmasının yaptığı bir anket değerlendirmesine göre, 2012 yılında laminat parkenin toplam üretimi 890 milyon metrekare idi. Bunun içinde 530 milyonluk kısım Avrupa’yı ki, bunun içinde Türkiye de bulunuyor, 90 milyonluk kısım Amerika ki, kuzey ve güney dahil, ve 270 milyonluk kısım da Asya’yı, yani Çin’i (Asya’nın ve dünyanın aynı zamanda en büyük üreticisi olarak) kapsıyor. Şimdi tüketim konusuna değinebilir miyim?

Naci Güngör: Elbette, lütfen buyrun.

Peter Meyer: Avrupa’da 464 milyon metrekarelik bir tüketimimiz var ki bu da 530 milyonluk üretimden daha az. Amerika’da 90 milyonluk üretime karşın, 164 milyon metrekare tüketim söz konusu ve Asya’da da 244 milyon metrekare tüketim var. Bunlar ölçüler ama tabii ki kapasiteden bahsedince, biraz daha farklı yani kapasite nedir, kaç vardiya vs genel olarak en azından Avrupa’da diyebiliriz ki, % 100 fazla kapasite söz konusu. Bizim gördüğümüz kadarıyla teoride kapasite üretimden yüzde yüz daha fazla diyebiliriz.

Naci Güngör: Avrupa için lamine kaplamalar ne durumdadır? Bay Sougnez, siz bu konuda ne söyleyebilirsiniz acaba?

Francois Sougnez: Öncelikle FEP’i yani Avrupa Parke Federasyonu’nu davet ettiğiniz için teşekkür ederiz. Biz burada parkeyi temsil ediyoruz ki bu da gerçek ahşaptan yapılmış 2.5 mm’lik üst kısmı anlatan lamine parke anlamında. Bu anlamıyla Türkçe’de kullanılan ve çok daha geniş bir kavramı ifade eden ‘parke’ sözcüğüyle karıştırmamalıyız. Bu tipteki ürünler için benim elimde birtakım rakamlar bulunuyor, hem üretim hem tüketim adına. 90’larda ve 2000’lerin başında üretim ve tüketim birbirini takip ediyordu ve 2007’ye kadar açıklanabilir bir büyüme yaşandı ve 2007’de Avrupa ülkeleri 100 milyon m2 üretim rekoru kırdılar ve 112 milyon m2 de tüketim söz konusu oldu. Sonra kriz geldi ve onu takip eden yıllarda yani 2008 ve 2009 üretim ve tüketim yüzde 30’a varan bir düşüş gösterdi. Krizden sonra 2008’de 67 milyon m2 üretim seviyesi ve 2009’da 87 milyon m2 tüketim seviyesi gerçekleşti.  Bu seviyeler bugün de hemen hemen aynıdır. Ara ara düşüp, yükselse de düşük seviyede durağanlık göstermektedir durum. Bu yılın ilk döneminde gerçekleştirdiğimiz anket çalışması durumun çok parlak olmadığına işaret etmiştir. Bir kaç ülkeden gelen pozitif rakamlar dışında ki, bunun hakkında ilerleyen sorularda konuşuruz belki. Ama krizden sonra emin olduğumuz bir şey var ki, güneş her zaman tekrar doğar ve biz de daha iyi zamanlara hazırız, bekliyoruz.

Naci Güngör: Çok teşekkürler. Bay Barrett, sizin pazardaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Lamine ve ahşap kıyaslaması yaparsanız mesela?

Rick Barrett: Çok teşekkürler. Ben sadece ABD pazarı için konuşabilirim. Burada otururken Avrupa rakamlarını dinleyince, ABD’nin nasıl esrarengiz bir biçimde Avrupa’yı takip ettiğini gördüm. Krizden önceleri ABD pazarı yılda 111 milyon m2 yapabiliyordu lamine ve masif parke yerli üretiminde, ve 2010 yılında bu 74 milyon m2’ye düştü ve bu yıl da üretim ve tüketim nerdeyse 83 milyon m2 civarında. Aynı Avrupa’lıların söylediği etkileri yaşadık bizler de, çoğu fabrikamız kapandı. Ancak yine Avrupa gibi aşırı kapasite problemimiz olmadığından, çoğu fabrikamız çoklu vardiyalarla çalışıyorlar.

Naci Güngör: Bu değerli bilgiler için teşekkür ederiz. Sayın Hakkı Yıldız’a bir soru yöneltmek istiyoruz. Sektörde yeni yatırımlara ihtiyaç var mı? Türkiye’yi dikkate alarak ne söylersiniz?

İsmail Hakkı Yıldız: Öncelikle Almanya, Amerika ve Belçika’dan gelmiş olan değerli misafirlerimize hoşgeldiniz demek isterim. Türkiye’de parke kapasitesi özellikle son 10 yılda ciddi oranda artış gösterdi. Ülkemiz kapasite oranıyla da, üretim kapasitesi miktarıyla da, dünyanın dördünce büyük laminat parke üreticisi oldu. Tabii bu yatırımlar ülkemizin geleceğine oldu. Bu yatırımları yapan gruplardan birisi olarak, şirketimizi temsil eden biri olarak, ülkemizin geleceği, bulunduğumuz coğrafyanın önemini de düşünerek, ben yeni kapasitelere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Tabii bu kapasiteleri düşünürken bu yatırımları da yaparken, yatırımların ülkemizin hangi coğrafyasında yapılması ekonomik açıdan, lojistik anlamda ne fayda getirecek bunun iyi analiz edilmesi lazım. Ama şunu açıklıkla bir üretici olarak söyleyebilirim ki, önümüz 10 yıllık hatta 20 yıllık süreçte, Türkiye’deki kurulu parke üretim kapasitesi kafi değildir. Ve bu şekilde de şirketimizin yatırım hamlelerine devam edeceğini söyleyebilirim.

Naci Güngör: Teşekkür ederiz efendim. Sayın Ahmet Çetinkaya sizin görüşleriniz nedir efendim bu konuda? Sektörde yeni yatırımlara ihtiyaç var mı?

Ahmet Çetinkaya: Rakamsal olarak bakıldığında aslında, geçen yıl ve bu yıl yapılan yatırımlarla birlikte, Türkiye’deki üretim kapasiteleri 140 milyon metrekarelere ulaştı. Bu kapasitesinin şu anda laminat parke için söylüyorum % 55’leri kullanılıyor. Henüz daha kullanılmamış yüzde 45’lik bir oran var. Ancak bu yeterli olduğu anlamına da gelmiyor. Türkiye artık dünyada söz sahibi, ve hedefleri hem çevre ülkelere, hem diğer ülkelere yatırım yapmak ve satmak. Dolasıyla bu kalan kapasitelerin kullanımları yeterli gelmeyecek gözüküyor. Bu noktada yeni yatırımlar, hem parkenin ana hammaddesi olan hdf’nin yatırımlara olan ihtiyacını beraberinde getiriyor. Fakat gelecek 10 yıla bakıldığında da, Türkiye’nin son yıldaki hızlı büyümesinin devam edeceği gözüküyor. Bu nedenle Türkiye’de şu an global oyuncular, yerli üreticiler bunun bilincinde olarak yatırımlarını da gelecekte devam ettiriyorlar. Firma olarak biz de, bu düşünce içerisindeyiz.

Naci Güngör: Teşekkür ederiz. Deniz bey, siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Deniz Kamil Özel: Teori olarak baktığımızda, bugünkü üretim kapasiteleri yeteri kadar fazla. Teoride bir arz fazlası söz konusu. Avrupa’yı ele aldığımızda, yaklaşık 850 milyon metrekare bir kurulu kapasite söz konusu ki, mevcut gerçeklesen satış 450 milyon metrekare civarında. Yine Türkiye’de durum çok farklı değil. Ahmet Bey’in de bahsettiği gibi, bugün tüm firmaların full entegre tesis olup da, üretim yapabilen tüm firmaların üretmek istediklerinde, ideal koşullarda bir 140 milyon metrekareye yakın üretim kapasiteleri var. Türkiye’de ihracat dahil olmak üzere, ithal ürünler de dahil olmak üzere, 85-90 milyon metrakere bir parke satışı söz konusu. Sektörün gelişimi açısından aşırı kapasite çok fazla iyi bir şey değil, çünkü kapasite arttıkça, üretim yapan firmaların ve pazarın yönü farklı yönde gelişiyor. Artan kapasiteler demek, üretim hatlarının efektif bir şekilde çalışması anlamına geliyor, yani bu kapasitelerle birlikte bu üretim hatlarının çalıştığından emin olmak gerekiyor. Bu sebepten dolayı, piyasalarda, özellikle aktif gelişmekte olan pazarlarda Türkiye gibi, daha uygun fiyata maledilebilecek ürünler öne çıkıyor. Biz EGGER olarak önümüzdeki süreçte herhangi bir kapasite arttırımı düşünmüyoruz.

Naci Güngör: Teşekkür ederim. Bay Meyer, endüstri 2012 yılını nasıl geçirdi? Dünya pazarındaki laminat parkenin durumuna bakacak olursa 2013 yılı nasıl geçiyor?

Peter Meyer: Bir önceki soruya bir katkıda bulunmama izin verir misiniz?

Naci Güngör: Tabii lütfen buyrun.

Peter Meyer: Çünkü biraz çelişkili geldi. Bir taraftan yüzde yüz kapasite fazlallığından bahsediyoruz, diğer taraftan yeni yatırımlar yapmaktan. Ama aslında bu çelişki değil. Bunun açıklanması gerek ki bu aynı zamanda sürdürülebilirlik kavramıyla da ilgili. Laminat parkeyle ilgili konuştuğumuzda, unutmamalıyız ki bu ürünün nerdeyse 30 yıldan fazla bir geçmişi var. EPLF gelecek yıl 20. Yılını kutlayacak ve ben de 15 yıldır bu dernekleyim, ve bu yüzden söyleyebilirim ki, 20 yıl önceki laminat parke ile bugünkü laminat parke tamamen farklı ürünler ve farklı kapasiteleri temsil ediyorlar. Bu anlamda kapasite kelimesinden bahsederken rakamlar yeterli değildir. Üründen, teknolojiden ki, bu son 10 yıldır çok büyük fark yarattı ürünlere uygulanan teknoloji, ve bugünün modern ürün çizgisinden bahsetmeliyiz. Bu bir nokta ve diğer nokta da, laminat parkede farklı yatırımların olabileceği gerçeğidir. Mesela bugün dijital baskı diye çok büyük bir farktan bahsediliyor. Geçmişle kıyaslayınca tamamen farklı bir ürün. Ve mesela bu büyük oyuncuların, büyük yatırımlar yapmalarına sebep olabikecek ve sürdürülebilirlik kavramını tekrar ortaya çıkarabilecek bir kavram. Bu dijital baskıyla, pazarda farklı tekniklere uyum sağlayabilirsiniz ve böylece pazarda bir yeni yatırımdan daha söz etmiş oluruz. Bu bir önceki sorunuzun uzun cevabı sanıyorum. Diğer sorunuza gelince, nasıl ve ne durumdayız, ki bizim açımızdan, bizim elimizdeki verilere dayanarak, 2013 yılının ilk iki çeyreğinin öyle ya da böyle durgun geçtiğini söyleyebiliriz. 3. Çeyrekte çok kuvvetli ve iyi bir gelişme kaydettik ve bu yüzden de yıl sonunda ufak da olsa, en azından bizim EPLF üyeleri için global pazarda yüzden 50-60 oranlarında pay arttırımı söz konusu diyebiliriz. Bu rakamlar bu yılın temsili rakamlarıdır ve biz de iyi sonuçlar umut ediyoruz. Gelecek yıllarla ilgili olarak bir profesyonel iyimser olarak diyebilirim ki, bir çok başka sebepten gelişmeler olacak. Bir sebep Avrupa’nın ekonomik anlamda düzeleceğinden laminat parkenin büyümesi yönünde. Kriz bitecek gibi görünüyor ve renovasyon pazarında ve aynı zamanda yeni inşaatlar, yeni ev yapılandırmalarında sadece 2014 değil, 2015 ve gelecek yıllarda güçlü bir yükseliş yaşanmasını bekliyoruz. İşte bu yüzden pazara çok olumlu bakıyorum ve sanıyorum, Rick Barrett da bunu onaylar mı bilemem ama, uzun vadede Amerika pazarı için de aynı şekilde pozitif gelişmeler yaşanacak. Dibe yeterince vurulduğunu hissediyorum. Şimdi yeni pazarlar keşfediyoruz mesela Güney Amerika’da laminat parke yükselişte, Rusya’da yeni gelişmeler söz konusu. Bütün bunlarla birlikte, gelecek yıllarda, eğer hala bu derneğin yöneticisi olursa, sanırım pazarın 1 milyar m2’ye ulaştığını görebilirim. Bundan eminim.

Naci Güngör: Avrupalı üreticiler Çin’e satış yapıyorlar mı? Çin pazarı için gelecek planları nelerdir? Avrupalı üreticilerin görüşleri adına bu konuda ne söylemek istersiniz Bay Meyer?

Peter Meyer: Bizim elimizdeki veriler, üyelerimizin Avrupa’daki tesislerinden elde edilen sonuçlar. Üyelerimizin Avupa dışında, mesela ABD’de ya da Çin’de tesisleri olanlar var, o durumda o rakamlar bizim verilerimize dahil edilmiyor. Yıllar önce Çin’de 20 milyon m2’yken ki o zamanlar Çin’deki üretim kapasitesi de durgunluk dönemindeydi, hiç bir şey yoktu ve bir ara nerdeyse 1 milyon m2’ye kadar da düştü, ama son 4 yıldır müthiş bir artış göstererek Avrupa’dan Çin’e ihracatta iki basamaklı yüzdelere ulaşıldı. Ve bundan bir kaç hafta önce Kuala Lumpur’da bir konferansta, bir danışmanlık firması temsilcisi, Çin genelinde yaptıkları ve orta sınıf Çinli tüketimcinin eğilimlerini anlatan anket sonuçlarında, yeni evlerde kalite ve ilginç tasarımların tercih edildiğini dile getirdi. Ve çoğunlukla, ki yerli piyasada 200 milyon m2 üretimleri bulunmasına rağmen Avrupa ürünlerini hem kalitesi hem de ilginç tasarımlarından dolayı tercih ettiklerine dikkat çekildi. Bu da dalgayı tam tersine çevirip, Çin’e Avrupa’dan iki basamaklı büyümelerle tekrar ihracata başlamamız adına çok ilginç ve güzel bir sonuçtur.

Naci Güngör: Çok teşekkürler. Bay Sougnez, ürün yaşam eğrisinde laminat parke, masif parke, lamine parke hangi süreçte bulunmaktadır?

Francois Sougnez: Ben de biraz çelişkili olarak bir önceki soruya dönmek istiyorum. Çünkü bir önceki cevabımı biraz eksik verdim sanırım. Neler olabileceğini söyledim ama bunu açmadım. Belki izleyecilerimiz de bizi nelerin beklediğinin detaylarını daha çok istiyor olabilirler. Elimizdeki sadece en son sömestr sonuna kadar olan verilerden yola çıkarak diyebilirim ki, diğer sektörler de ilk dönemde gelişme kaydedildiği gibi parkede de edilmesini umut ediyoruz. Ama Almanya’daki ilk 6 ayımız durağan bir rakam geldi ve sadece Norveç ve İsviçre gibi gelenekse pazarlardan iyi rakamlar rapor edildi. Diğerlerinin hepsi, geçen yılın ilk dönemiyle kıyaslayınca, olumsuz rakamlarla geldiler. Tabii bunun sebepleri var; Avrupa’daki kötü hava koşulları gibi. Örneğin ilk 3 ay çok karlıydı ve bu da inşaat sektörünü olumsuz etkileyen koşullar yarattı. Çok nemli bir bahar mevsimi bunu takip edince, inşaat yine zorlandı ve kriz de zaten durmadı. Bu yüzden yıl sonunda, sabit bir rakam bekşiyoruz ama Avrupa komisyonundan ve hava durumundan gelen birtakım güzel bilgilere göre önümüzdeki dönemler için daha güzel haberler bekliyoruz ve krizin de bitmesini umut ediyoruz. İnşaat pazarını yakında takip ediyoruz. 6 aylık dönemlerle takip ediyoruz çünkü parkenin eve döşenmesi için 6 ay önceden başlanılıyor.

Sorunuzun diğer kısmına gelince, parkenin ömrü adına diyebilirim ki çok uzun süre dayanaklı bir üründür. Resmi rakamlar olmamakla birlikte, on yıllarca evinizde kalabilir, 2.5 mm’lik üst kısmını macunlarsınız, yağlarsınız ve tekrar tekrar kullanabilirsiniz ki bu anlamda dönüşümlü bir üründür ve ayrıca artık hiç bir şey yapılamaz, kullanılamaz aşamasına gelindiğinde de yakarak enerji sağlayabilirsiniz. Yani bir ürünün yaşam döngüsü on yıllarca devam eder.

Naci Güngör: Çok teşekkürler. Bay Barrett, siz bu konuya bir şeyler eklemek ister misiniz?

Rick Barrett:  Sanırım tam kapasamıyla cevaplandı. Herkes sürdürülebilirliğin ve yaşamsal döngünün faydalarını tespit edebiliyor.

Naci Güngör: Sayın Hakkı Yıldız, 2008-2009 yıllarındaki global krizin sektöre etkileri ne oldu? Krizin sektöre maliyeti ne oldu? Krizden sonra, küçük alanlı evlere doğru bir yönelim oldu mu?

İsmail Hakkı Yıldız: Bu sorunun cevabını vermeden önce krizin kaynağını tespit etmek lazım. Bu kriz, batıdan maalesef doğuya doğru yansıyan bir kriz oldu. Finans alanında, konut alanında başladı ve bir bakıma Türkiye’ye de etkisi geç geldi. 2008, 2009 ve hatta 2010 yılları, ülkemizde krizin hissedilmediği, satışların arttığı ve gelişimin devam ettiği bir dönem oldu, fakat 2011’in sonları ve 2012’yle başlayan tarihlerde biz bu global krizi hissetmeye başladık. Ve diyebilirim ki, koşarken ya da belki hızlı adımlarla yürürken, çok yavaş adımlarla hareket etmeye çalıştık ve 2012’de Türkiye bazında satışların düştüğünü gördük. 2013’ü de, işin açıkcası ümitle bekledik, fakat ilk yarısındaki hareketliliği 2013’ün ikinci yarısında maalesef yine bir yavaşlama, gevşeme ve duruş olarak hissettik. Bunun maliyeti tabii hesap edilebilir değil bence, ama Türkiye’nin dinamikleri, Türkiye’nin avantajları bu krizi mümkün olduğunca az hissetmemeze ya da az zarar görmemizi sağladı. Tabii bu krizle beraber, yeni çözümler sunuldu ve işte sizin de dediğiniz gibi özellikle inşaat sanayinde satışların devam etmesi ve inşaata bağlı diğer tüm endüstrilerin peşinden gelinmesi için küçük ölçekli yaşam alanları sunulmaya başlandı Türkiye’de. Ve özellikle son 2 yılda bu anlamdaki yapılan inşaatlar ve çalışmalar nispeten bizi biraz daha hareketlendirdi. Fakat ben yine üzülerek söylüyorum ki, 2013, 2012’den daha yavaş, daha sakin geçmekte. 2014 için yine temenni ediyoruz ki, o eski hızımıza, eski güzel günlerimize bir an önce kavuşuruz.

Naci Güngör: Teşekkür ederiz. Sayın Ahmet Çetinkaya, ürün karması göz önüne alındığında tüketici eğilimleri hangi yöne doğru kaymaktadır? Boyalı parke (dijital, direkt baskı), Laminat parke, V-groove, Register Embossing vb? Dekor trendleri nedir?

Ahmet Çetinkaya: Ben de biraz önceki sorunuza sektörümüzü ilgilendirdiği için bir kaç katkı sağlamak istiyorum. Gerçekten 2008 ve 2009 yıllarında dünyada yaşanan, hissedilen kriz bizlere biraz geç geldi. Özellikle Türkiye’de siyasi istikrar, bizim gibi üreticilere önemli avantajlar sağladı. Bunun faydalarını da biz son 5 yıldır fazlasıyla hissediyoruz ve görüyoruz. O krize denk gelen bir dönemde Türkiye için zorunlu ve gerekli olan anti-damping uygulaması gerçekleşti, çünkü Çin’den Türkiye’ye gerçekten çok haksız rekabetle getirilen ürünler vardı. Tüketiciler henüz laminat parke için yeterli bilince sahip değildiler ve bugünkü gibi değildi durum. Bu nedenle yerli, üreticilerin çok zorlandığı yıllara, anti-damping ciddi anlamda nefes aldırdı ve yerli üreticiler, Çin’deki bu kısıtlamadan dolayı daha rahat hareket etmeye, daha kaliteye ve üretime odaklı hareket etmeye başkadılar. Ve bu, bizim sektörümüze çok fayda sağladı. Bence bugüne gelinmesindeki en önemli sebeplerden bir tanesi, o zaman yapılan bu doğru uygulamalardır. Çünkü ondan sonra, geleceğe daha ümitli bakmaya başladık. Yatırımların, özellikle inşaat sektöründe doğru yatırımların uygulanması bizlere ciddi faydalar sağladı. 2011 yılına kadar bu hareketlilik devam etti. 2012 yılı açıkcası zor bır yıldı. Bu zorluğu da, aslında yerli üreticilere yaşatan sektörel değişikliklerdi. Örneğin 2012 yılında ilk defa ticari uygulamalarda değişiklikler yapıldı ve buna yerli üreticiler ve bizim bayilerimiz hazır değildi. Yeni çek kanunları ve yeni ticari uygulamalardaki yeni düzenlemeler sektörü tedirgin etti, bunun sonucunda hem bayilerde, hem üreticilerde bir bekirsizlik yaşanmaya başlandı. Kimisi bu riski hızla almak istedi, kimisi daha çekingen durdu. 2012 bu nedenle biraz daha belirsiz, izlenilen bir yıl oldu. Bu nedenle zannediyorum hem bayilerde, hem pazardaki üreticilerde bu tedirginlik düşmelere neden oldu. Bizim firmamız da, bu süreci gözlemleme noktasında bir karar aldı. Biz de izledik 2012 yılında, ancak hayat devam ediyor. Ve biz de, bu alınan yeni ticari uygulamaların bize olan yansımalarını gözlemleyerek ona uygun satış stratejileri, bayilik yapıları oluşturmaya gayret ettik ve bu nedenle de 2013 yılı, firmamız için bir değişim yılı oldu. Hem bayilerde gelişimlerini gözlemlememiz açısından, hem de değişimlerini izlememiz açısından önemli bir yıldı. Özellikle eğitimlere çok önem verdik bu yılda. Hem ticari eğitimler, hem sektörel eğitimler, hem seminerlere çok ağırlık verdik bu yılda ve bugüne gelindiğinde, 2013 bizim açımızdan daha düzenli, daha öngürülebilir bir yıl oldu.  2012’de bir de özellikle ithal parkelerin, dünyadaki yaşanan ekonomik krizlerin yansımalarıyla Türkiye’ye ithal parkelerin daha önceki yıllarda uygulamadıkları yöntemle girdikleri bir yıl oldu. Yani fiyatsal olarak hiç alışık olmadığımız, ithal ile yerlinin alışık olmadığı, fiyat açısından rekabet ettiği bir yıl yaşandı. Hemen hemen birbirine parelel bir seyir izliyordu, çünkü satış sistemleri, o yıl özellikle yılın başında ani fiyat düşmeleri oldu. Tabii hem pazardaki ticari değişiklikler, tedirginlikler, hem de ithal parkelerdeki bu değişim özellikle yerli üreticileri oldukça zorladı. Tabii buna uygun yöntemler değerlendirildi, geliştirildi. 2013 yılında mevcut duruma göre hareket edebileceğimiz pozisyonlar geliştirdik. Şu anda laminat parke sektörü gerçekten çok hareketli ve tam kontrol edilebilir, istenilen noktalara gelinen bir pazar haline geldi. Şu anda 10 tane büyük oyuncu var bu sektörün içinde ve bu 10 tane oyuncunun altısı yerli üreticiler, kendi alanlarında önemli yatırımlar yapmış üreticiler. Dört tane de dünyada söz sahibi üretici Türkiye’de hareket ediyor, rekabet ediyor. Şu anda gelinen noktada çok başarılı bir rekabet olduğuna inaniyorum ben. Çünkü artık fiyat rekabetinden, 2013 yılında herkes bunu gördü, artık fiyat rekabetinden yavaş yavaş uzaklaşılıyor, yerli üreticiler de buna göre hareket etmeye başladı. Çünkü buraya gelmek zorundayız hep beraber. Aynı zamanda bunlardan etkilenen pazardaki satıcılar da bu şekilde hareket etmeye basladı. Bu nedenle ben, 2014 yılını ve gelecekteki 4-5 yılı çok daha başarılı, cok daha seveceğimiz yıllar olacağını düşünüyorum.

Diğer konumuzla ilgili de, aslında pazar bunu bizden daha çok daha iyi biliyor. Türkiye’deki kullanıcılar artık Avrupa’yı çok yakından takip ediyor, özellikle insanlarımızın sık yurtdışı seyahatleri, dünyadaki trendleri çok yakından izlemelerine sebep oluyor. Şu anda bizde de, Avrupa’da olduğu gibi açık renklere doğru bir yönelme var. Nerdeyse koleksiyonun yüzde 80’i açık renklerden oluşmuş durumda. Bunun dışında daha üst grup ürünlere yönelik ilgi arttı, çünkü ekonomik veriler Türkiye’de her geçen gün kişi başı geliri arttırıyor. Bunun sonucunda alımlar da daha çok, daha iyi, daha üst gruba doğru yöneliyor. Yerli üreticiler de bunu görüyoruz. Aynı zamanda ithalatçılarda da bunu gayet net görüyoruz. Pazar üst grup ürünlerine doğru yöneliyor. AC 4 grup ürünlere doğru yönelmeler var. Register ürünlere doğru yönelmeler var. Daha kalınlaştırılmış hdf’nin oluşturmuş olduğu dar tarzda ürünler var. Bu şekilde devam ediyor.

Naci Güngör: Deniz bey, sizin için de aynı şekilde 2012 yılı nasıl geçti? 2013 yılı nasıl devam etmekte ve aynı sorunun devamı olan trendleri öğrenebilir miyiz?

Deniz Kamil Özel: 2012 bizler için gayet başarılı bir yıldı, Türkiye’de ithal ürünler olarak çok iyi satışlar gerçekleştirebildik. Tabii bunu yapmamızdaki bu satışların arkasındaki temel başarı faktörü, farklılaşan ürün gruplarımızdı. Bugün itibariyle farklı çeşitlerdeki ürünleri, farklı kalınlıklarda, farklı ölçülerde, farklı dekorlarda, çok geniş bir dekor yelpazesinde, farklı yüzey dokularıyla çalışabiliyoruz. Müşterilerimizin ihtiyaçlarına çok daha geniş bir yelpazeyle cevap verdiğimizi düşünüyorum. Gözlemlediğimiz bazı olaylar vardı, bu gözlemlediğimiz olaylar doğrultusunda, pazarda biraz farklılaşma yakalanması gerekiyordu. Bizim ürün portföyümüzde buna uygun olduğu için, bu satışlarımıza da yansıdı. Avrupa’nın genelinde bir kriz durumu söz konusu olmasına rağmen, Türkiye’de ve Egger grubu olarak faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda, çok ciddi oranda büyümeler yakaladık. Çünkü kaanatimizce kriz mevcut talebi belli bir ölçüde etkilese dahi, bunun daha çok yaşam trendlerini etkilediğini düşünüyoruz. Mevcut metrekareler azaldı, evlerde kullanılan. Eskiden çok daha geniş alanlarda, metreakeralerde inşaatlar yapılırken, şu an kentleşmeden dolayı, hızlı kentleşmeden dolayı, alanların hızlı bir şekilde tüketilmesinden dolayı, ortalama konut metrekareleri düştü, bu da doğal olarak tüketime yansıdı. Türkiye’de şu an için renovasyon sektörü çok fazla, hızlı işlemeyen bir sektör. Bizim için inşaat sektörü her zaman için gayrı safi milli hasılamıza etki eden bir sektör oldu. Bugün olarak, direkt ve indirekt olarak yüzde 30’una tekabül ettiğini düşünüyoruz verilere göre. Böyle olduğunda 2012 yılında büyümemiz insaat sektöründeki büyümeyle çok paraleldi. İnşaat sektöründe olan hareketler bizi yakından ilgilendiriyor, çünkü neticede inşaat sektörünü tamamlayan ürünlerin pazarlamasını gerçekleştiriyoruz. 2012 dediğim gibi bizim açımızdan iyi bir yıldı. Trendlerle ilgili olarak da, hali hazırda geniş olan ürün yelpazemizi, AR-GE’ye ağırlık vererek, çünkü EGGER bulunduğu alanda çok inovatif bir firma. Laminat parkenin geçmişine baktığımızda, ilk defa 1977’de İsveç’te kullanıldı ve laminat parke bugün 35 yıllık bir ürün. 35 yılda da çok ciddi anlamda kendini geliştirdi. Hangi alanlarda geliştirdi? Bir kere insanların laminat parkeye bakışı değişti. Çünkü lamine, masif gibi daha doğal ürünleri tercih eden insanlar, daha ekonomik olduğu için ve daha zengin seçenekler olduğu için bu ürünlere yöneldi. Bunlarla birlikte, tabii ki değişen yaşam koşullarıyla birlikte zevkleri de değişti. Araştırma geliştirme çalışmalarına devam ediyoruz. 1977 dediğim gibi laminat parke ilk kez kullanıldı, 89’da direkt baskı yöntemiyle laminat parke üretildi, 1996’da click sistemine geçildi. 2006’da ilk defa, Almanya’da EGGER doğrudan baskı yöntemiyle bir üretim gerçekleştirdi. Bu da tamamen hala en son gelinmiş teknoloji olarak düşünülüyor, 2011 yılında hdf’nin mantarla entegrasyonu sağlanarak yaşam kalitesini yükseltmek üzere ürünler geliştirildi. Bugün ar-ge’ye devam ediyoruz, bunu yaparken tüketicilerin zevklerine hitap etmeye özen gösteriyoruz. Bugün bizim gözlemlediğimiz renkler ağrlıklı olarak meşe, meşenin her bir türevi ve tonu çok fazla rağbet görüyor. Açık renkler tercih ediliyor, süt beyaz krem tercih ediliyor, iki strip, üç strip diye tabir edilen parçalı dekorlardansa, daha çok full plank denilen ürünleri tercih ediyorlar. Biraz daha doğal ve orjinal malzemeye yakın anımsandırmasından dolayı, haralı ve içinde doğal çatlaklar olan ürünler tercih ediliyor. Muhakkak nitelikli ürün dediğimiz katma değerli ürünlerin pazar payının ilerleyen zamanlarda artacağını düşünüyoruz. Bugün itibariyle çok kısır bir döngüde pazarda ürünlerin satışını gerçekleştiriyoruz, farklı kalıplar, farklı formatlarla birlikte nitelikli ürünleri tüketicinin zevkine sunmayı ve bunlar için bir pazar oluşturmayı 2014 yılında planlıyoruz. Bunun da sağlıklı bir yol olduğunu düşünüyoruz. Ürünlerin farklılaşması adına ve pazarın ve tüketicinin kazanması adına, bu şekilde katma değerlikli ürünlerin, nitelikli ürünlerin, üreticilerin ve bu ürünlerin ticaretini yapan ve tüketicilerin odağında olmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

Naci Güngör: Teşekkür ederiz Deniz bey. Bay Meyer, geleceğin popüler ürünü ne olacak? Laminat parkenin yerinin başka bir ürünün alması riski var mı?

Peter Meyer: İkamenin tehlikesi hiç bir zaman neyin neyin yerine geçeceğini tahmin edememenizdir. Çünkü bu bir inovasyon sorunudur ve inovasyon da yeni bir şeydir ki, zaten herkes yeniyi bilse neyin ikame olacağını da bilir. Bu tabii işin şakası. Ciddi anlamda konuşacak olursa, her zaman ikame için bir trend vardır. En azından Almanya gibi büyğk pazarlar için bir şeylerin olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin bir kaç yıldan beri yeni bir ürün var ki, adında da standartlaştıramayacağınız lüx kelimesi geçen LVT yani, lüx vinil karo açılımı, buradaki lüx kelimesinin iyi bir anlamda kullanılmadığına inanıyorum. Biz dernek olarak standartlaştırmaya önem verdiğimizde bu kavram bizim için sorun teşkil ediyor ama o kadar yaygınlaşmış ki kullanımı artık bu isim değiştirilemez. LVT’yi bilmeyenler için tanımlamak gerekirse, HDF ile yapılandırılmış, laminat parkeye benzeyen ama termo plastik de olabilir, PVC olabilir, plastik ahşap bileşenlerinin haricinde, termo plastik yüzeyi bulunan bir tür üründür. Laminat parkeyle kıyaslayınca daha yüksek fiyatlı ama üretim arttıkça fiyatların makul seviyelere düşeceğini düşünüyoruz. Özellikle orta Avrupa’da çok sayıda üyemiz bunun üretimine başladılar. Bundan dolayı EPLF olarak bu ürünü kapsayıp kapsayamayacağımızı konuştuk ve mümkün olmayacağını anlayınca da yeni bir birlik olan MMFA’yı yani Çok Katmanlı Modüler Zemin Derneği’ni kurduk. Şu anki, hedefimiz bu ürünler için standartları oluşturmak ve kontrol edilemez bir pazarda olışabilecek kötü ürün kalitesi problemini önlemektir. Bu ürünleri de önemsiyoruz. Ve sanıyorum ki, çok kısa sürede başarılı olacağız çünkü laminat sektöründen de olmayan büyük oyuncular üyelerimiz oluyor ki, bunların arasında PVC zeminden gelen ve geçen hafta üyelerimiz arasına katılan Belçikalı Beaulieu Flooring Solutions gibi firmalar da bulunuyor.

Naci Güngör: Teşekkürler. Bay Barrett, sizde bu konu hakkında bir şey eklemek ister misiniz? Ahşap ve laminat parkeyi kıyaslayınca, avantaj ve dezavantajlar nelerdir? Sizin ürünleriniz geleceği ne olacak?

Rick Barrett: Benim burada bir şeyler eklemek istediğimi gördünüz sanırım. Biz ahşapçılar Amerika’da biraz cesaretlenmiş durumdayız çünkü krizden sonra insanların ev değişimi yavaşladı. İnsanlar artık daha uzun süreli evlerinde kalıyorlar. Ve anladığımız kadarıyla varolan zeminlerini de değiştirmek yönünde meyilliler. Ve ayrıca şunu keşfettik ki, laminat parkenin yerine konulanlar lamine zeminler oluyor. NWFA’nın yaptığı anketlere göre söyleyebiliriz ki, gerçek ahşao hala bir noktada isteniliyor. Sadece fiyatlar açısından yeterince uygun değil.

Naci Güngör: Bay Sougnez, konuyla ilgili sizin görüşlerinizi de alabilir miyiz?

Francois Sougnez: Ben de bu eğilimi onaylıyorum, ayrıca biz de ahşap ve lamine parkenin çok istenen ürünler olduğunu ortaya koyan ve doğadan bir parçayı eve getirmenin otantik hava yarattığına dikkat çeken bir araştırma çalışması yaptık Avrupa’da. Ayrıca pazarda örneğin Almanya pazarında vinil parke diye geçen ama parke konseptinin yanlış kullanımına sebebiyet veren ürünler görüyoruz. Seramik parke diye bir şey var mesela bu yanlış terim olmasına rağmen hoşa gidiyor çünkü parke kelimesinin bir çekiciliği var. İşte bunlar bir eğilim ve elimizdeki verilere dayanarak harika bir ürünümüz olduğunu söyleyebilirim ki Avrupa’daki payı %5. Yani umuyorum ki çok fazla bir ikame olmaz çünkü yüzde 5’in ikamesi demek geriye bir şey kalmaması anlamına gelir.

Naci Güngör: Teşekkürler. Sayın Hakkı Yıldız, son sorumuza geçiyoruz artık zaman daraldı. Efendim sektörün genel sorunları ve çözüm önerileriniz nelerdir?

İsmail Hakkı Yıldız: Zor soru. Sektörümüzün bir çok problemi var, ama burada en önemlilerden bir kaç tanesini sıralamak istiyorum. Bir kere hammadde. Bu her platformda dile getiriliyor, çözümü de çok kolay olan bir konu da değil. Fakat ülkemiz coğrafyası, maalesef hammadde kaynakları bakımından fakir bir bölgede. Bu ürünlerin ilk girdilerinden bir tanesi de odun. Ve çeşitli kimyasallar ve yine ithal yolla kaşıladığımız, dekor kağıdı, melamin gibi ürünler. Hem maliyeti etkileyen unsurlar, hem de ithal aldığımız unsurlar, yani biz hem hammaddesiz, hem de bu ürünleri döviz ödeyerek alıyoruz. Özellikle Avrupa’daki üreticilerin, bu konuda bizden çok daha avantajlı durumları var. Hammadde kaynaklarına yakınlar ve ucuza sahip oluyorlar. Ve para birimleri Euro. Ya da Amerikan doları. Bir de Türkiye’nin gerçekleri var. Odun olarak ya da orman kaynaklarımız kısıtlı olduğu için, her ne kadar devletimiz plantasyonlarda, orman yetiştiriciliğinde ön ayak olduysa da, iklim şartları bunu çok kolay kılmıyor. Fakat coğrafyamızın avantajları da var. Şöyle bir soru gelebilir, madem bu kadar sıkıntılarınız var, bu yatırımlar niye yapılıyor diye. Tabii Türkiye’nin en azından bu kaynaklara ulaşabilme imkanı var. Biz yatırımcılar olarak, Türkiye’deki levha ve parke üreticileri olarak, bu dezavantajları avantaja çevirip, yurtdışından odun getiriyoruz, ya da hammadde getiriyoruz ve henüz coğrafyalarında üretim olmayan, lojistik anlamda sıkıntıları olan bölgelere de, bu malı bugün için satabiliyoruz. Ve bu dengeyi sağlamış oluyoruz bugün için. Bir başka sıkıntı da, kayıt dışılık. Maalesef ülkemizde hala savaşmakta oldugumuz fakat bir türlü çözemediğimiz bir kayıtdışılık söz konusu. Bu problemin çözülmesi, biz üreticilerin ciddi anlamda önünü açacaktır diye düşünüyorum. Asıl problemler çok, ama dediğim gibi ana konuları çözdüğünüzde, Türkiye’nin levha üretimindeki o pozisyonda konumu güçlenerek ve büyüyerek gidecektir. Özellikle levha sanayinde Avrupa’nın söz sahibi pozisyonundayız, parkede de aynı şekilde. İnşallah kendimizi geliştirerek, tüketimi bilinçlendirerek, Ar-ge’yi, kaliteli ürün üretmeyi ve trendi yakalayacak ürünleri de piyasaya sunarak ve ihraç ederek, bu olumsuzlukları olumlu hale, şirketlerimizin ve ülkemizin lehine çevirirsek, zoru başarmış olacağız.

Naci Güngör: Çok teşekkür ederiz efendim. Kıymetli konuşmacılar, hanımefendiler beyefendiler, kıymetli katılımınız için hepinize çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki yıl tekrar tekrar görüşmek ümidiyle, teşekkür ederiz.